SON DAKİKA

İSRAİL ÇARESİZ          ZORBALIKLA NEREYE?          TÜRKİYE GÜÇLÜ VE HAKLI          VİTES DEĞİŞTİRDİ          Sayı 823          KANDİL IŞİD TEHDİDİNDE          SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!          AKP LEVHASI ÇÖPE          DÜNYADA TEK BAŞINA          SAYI 819         

Bugün: 18.12.2017

AKP LEVHASI ÇÖPE

AKP LEVHASI ÇÖPE
3 dönemdir tek başına iktidarda bulunan AKP’nin Başbakan Erdoğan’dan sonra ANAP ve DYP gibi siyasi haritadan silinmemesi için hangi nedenleri var sorusuna verilecek cevap yoktur. Tam aksine AKP’nin ANAP ve DYP’nin akıbetini yaşaması için eksiği yok fazlası var…06.08.2014 00:50


\r\n\r\n

Başbakan\r\nErdoğan 10 Ağustos’ta Köşk’e;

AKP\r\nLEVHASI ÇÖPE 


\r\n\r\n

Türkiye 30 Mart Yerel Seçiminden 133\r\ngün sonra bu kez Cumhurbaşkanlığı seçimi için Pazar’a sandık başına gidecek.\r\nMilletin Cumhurbaşkanını doğrudan seçeceği bu oylamada 10 Ağustos 2014\r\nsonrasının Türkiye’si şekillenecek ve çok şey değişecektir.

\r\n\r\n

Genelde beklentiler ve anketlerden\r\nçıkartılan sonuçlar Başbakan Erdoğan’ın ilk turda seçilmesi yönünde. İkinci tura\r\nkalması halinde seçilmesi riske girecektir. Bir pazar daha sandığa gitmeye, tatilini\r\nfeda etmeye katlanmayacak, bu iş bir an evvel bitsin diyecek seçmen kazanma şansı\r\nen yüksek adaya oy verip bu stresten bir an önce kurtulmak isteyecektir.

\r\n\r\n

Keskin inançlı kararlı seçmen için belki\r\nsöz konusu değil, ama yüzergezer denilen kararsızların iki hafta daha bu\r\nheyecana dayanarak sabretmek yerine ilk turda sonuçlanmasını isteyecekleri ve\r\nkazanma şansı yüksek olan adayı seçmeleri de bir diğer yüksek ihtimaldir.

\r\n\r\n

Zaten bütün seçimlerde belirleyici olan\r\ntaraflı seçmen değil, yüzergezer seçmendir. Seçimlerde kampanyaların hedefi kemikleşen\r\npartililerden çok oy verdiği partiyi değiştirebilen seçmenlerdir ki etkili,\r\nbaşarılı olan parti seçimi kazanabilmektedir.

\r\n\r\n

Yaşadığımız Cumhurbaşkanlığı seçimi\r\nsürecinde en etkili kampanyayı yürüten aday, kuşkusuz Başbakan Erdoğan’dır.\r\nRakiplerinin “Eşit şartlarda yarışmıyoruz, bu adil bir seçim değil” derken\r\nBaşbakan Erdoğan’ın daha etkili bir kampanya yürüttüğünü dolaylı şekilde itiraf\r\nettikleri açıktır.

\r\n\r\n

Adil ya da değil mevcut şartlarda\r\nyürütülen seçim kampanyaları sonucu halk Cumhurbaşkanını vereceği oylarla\r\nseçecektir. Her seçimde halkın önemli çoğunluğu kazanacağına inandığı aday ve\r\npartiye oy vermektedir. Oy verdiği parti ya da aday kaybettiğinde, oyunun boşa\r\ngittiğine dair bir düşünce toplumda oldukça yaygındır.

\r\n\r\n

Önemli seçmen kesiminin kaybeden parti\r\nve adayla birlikte kaybetmeyi değil kazananla birlikte kazanmayı yeğlediği sosyolojik\r\nve psikolojik bir vakıadır. İyi veya kötü, böyle bir anlayış var.

\r\n\r\n

Seçmenin bu eğilimi bilindiği\r\niçindir ki, her parti veya aday haklı olduğundan çok kendinin güçlü olduğu\r\nizlenimini vermeye çalışır. Kamuoyu araştırma kuruluşlarına ödenen büyük paraların\r\nda asıl nedeni partilerin/adayların kendilerini önde gösterme çabasıdır.

\r\n\r\n

Tüm bu değerlendirmeler Başbakan Erdoğan’ın\r\nilk turda seçimi kazanacağına dair beklentilere haklılık kazandırmaktadır. Bu\r\nyüzden aksi sürpriz olur.

\r\n\r\n

Ancak Tayip Erdoğan Cumhurbaşkanı\r\nseçilse de seçilmese de artık Başbakan olarak görevine devam edemez. Her iki\r\nhalde de Başbakan Erdoğan’ın karizmatik liderliği sayesinde bir çatının altında\r\nbirlikte olabilen farklı unsurların bu birlikteliklerini sürdürmeleri mümkün\r\ndeğildir.

\r\n\r\n

AKP kongresini kim kazanıp genel\r\nbaşkan seçilirse seçilsin, Tayip Erdoğan’ın yönetim piramidi korunamaz.\r\nKongreyi kazanan partiyi yönetilebilir kılmak için kendi ekibini oluşturmak\r\nzorunda. Aksi halde koltuğunu sağlama alamaz. Siyasi partiler yasası, genel\r\nbaşkanları büyük imkânlara sahip kılıp adeta tek adamlığa teşvik etmektedir.

\r\n\r\n

Bu imkân başarılı genel başkanlara\r\nikbal yolunu açarken, başarısız olanları küçük olsun benim olsun kısır\r\ndöngüsüne mahkûm etmektedir. Bu yüzden siyasi parti genel başkanları despotluğa\r\ntemayül ederken, iktidar olduklarında başbakanlar tek belirleyici olup “diktatörleşmektedirler”.

\r\n\r\n

Cumhurbaşkanı seçilip Köşke çıkan liderler,\r\ngeride bıraktıkları partilerinin başına kimi getirdiler ise ne uyum\r\nsağlayabildiler ne de birlik ve bütünlüğünü koruyabildiler…

\r\n\r\n

İlk örnek Başbakan Özal’da\r\ngözlemlendi. Cumhurbaşkanı seçildiğinde, sözünden çıkmayan biri diye ANAP Genel\r\nBaşkanlığına getirdiği Yıldırım Akbulut’u Başbakan olarak atadı. Oysa Mesut Yılmaz\r\ndaha güçlü bir rakipti. Buna rağmen Başbakan Yıldırım Akbulut Cumhurbaşkanı\r\nÖzal’la ters düştü ve koltuğunu Mesut Yılmaz’a terk etmek durumu ile yüz yüze\r\ngeldi.

\r\n\r\n

İki dönem tek başına iktidar olup\r\notobanlar, köprüler, büyük barajlar yapan, telekomünikasyonu ile özel\r\ntelevizyonları ile Türkiye’ye çağ atlatan ANAP nihayet eridi tükendi ve tüzel\r\nkişiliği sona erdi. Türkiye’nin o güne kadarki en büyük ve görkemli parti genel\r\nmerkezi satılıp ANAP levhası çöpe atıldı. Gazete manşetlerini süsleyen ANAP\r\nGenel Merkezi Levhasının çöpteki fotoğrafları Türkiye siyasi tarihinin ibretlik\r\nbelgesi olarak kayıtlara geçti.

\r\n\r\n

Bir tarihi tekerrür şeklinde bunun\r\nikinci örneğinin, Turgut Özal’ın vefatı üzerine Cumhurbaşkanı seçilip Çankaya\r\nKöşküne çıkan Süleyman Demirel’in kurucu lideri olduğu DYP’de yaşandığına\r\nTürkiye şahit oldu.

\r\n\r\n

Süleyman Demirel’den geride kalan\r\nDYP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık koltuğuna alayıvala ile getirilen Prof. Dr.\r\nTansu Çiller’i Hürriyet Demir Leydi’nin topuk sesleri manşetiyle duyurmuştu ki\r\ndaha sonra Aydın Doğan Grubu ile kanlı bıçaklı olmuştu.

\r\n\r\n

Süleyman Demirel memleketi Isparta’da\r\nmiting yapan ANAP lideri Mesut Yılmaz’ı desteklemek amacıyla tarafsız Cumhurbaşkanı\r\nolarak! birlikte kürsüye çıkarak hemşerilerinden kurucu lideri olduğu DYP’ye oy\r\nvermemelerini istedi.

\r\n\r\n

Daha sonra da 28 Şubat sürecinde Erbakan\r\nBaşbakanlıktan istifa ederken Meclis çoğunluğunu oluşturan 282 milletvekilinin imzalı\r\nyazılı talebine karşın; Demirel görevi DYP lideri Tansu Çiller yerine daha önce\r\nkarşısında hırçın bir muhalefet yürüttüğü ANAP’ın lideri Mesut Yılmaz’a tevdi\r\netti.

\r\n\r\n

Başbakanlıktan 6 kez gittim 7. kez\r\ngeldim diyen, 9. Cumhurbaşkanı da olan Süleyman Demirel henüz hayatta ama kurucu\r\nlideri olduğu DYP çoktan siyaset sahnesinden silinip tarih oldu.

\r\n\r\n

Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde\r\nüst üste yaşanan bu iki olay AKP Genel Başkanı Başbakan Tayip Erdoğan’ın 10 Ağustos’ta\r\nCumhurbaşkanı seçilip Köşk’e çıkması halinde aynı şekilde bir sonuca yol\r\naçacağına dair güçlü bir kanaat ve beklenti var.

\r\n\r\n

3 dönemdir tek başına iktidarda\r\nbulunan AKP’nin Başbakan Erdoğan’dan sonra ANAP ve DYP gibi siyasi haritadan\r\nsilinmemesi için hangi nedenleri var sorusuna verilecek cevap yoktur. Tam\r\naksine AKP’nin ANAP ve DYP’nin akıbetini yaşaması için eksiği yok fazlası var…

\r\n\r\n

Ne ANAP ne DYP, henüz liderleri Köşk’e\r\nçıkmadan AKP gibi çok sayıda lider adayının rekabeti karşısında kalmışlardı.

\r\n\r\n

Ayrıca ne ANAP’ın ne DYP’nin AKP\r\ngibi aday olup seçilmeyecek olan tüzük zede milletvekilleri vardı.

\r\n\r\n

İlaveten ne ANAP’ın ne DYP’nin, AKP\r\ngibi karşılarında Cemaat gibi bir devasa sorunları vardı.

\r\n\r\n

ANAP ve DYP’den fazla olarak, AKP’nin,\r\nüstesinden gelmesi gereken bu önemli 3 tane sorunu da vardır. Bunların her biri\r\ntek başına AKP’yi bölebilecek çözümü olmayan büyük sorunlardır.

\r\n\r\n

Bu nedenler, AKP’nin Tayip Erdoğan\r\nsonrasında ANAP ve DYP gibi zaman içinde eriyerek yok olmasına da fırsat\r\nvermez; tuz-buz olup dağılmasına yol açacaktır. AKP’nin yaşamakta olduğu\r\niktidar yorgunluğu da bu tuz-buz olup dağılmasında ayrıca etkili bir faktör\r\nolacaktır.

\r\n\r\n

Sanıldığı gibi, Başbakan Erdoğan’ın\r\nhalk tarafından seçilmesinin kendisine kazandıracağı ilave bir güç de\r\nolmayacaktır. Cumhurbaşkanını güçlü konuma getirecek olan, halkın ya da\r\nMeclis’in seçmiş olması değil; elverişli bir konjonktür ve sahip olacağı\r\nsiyasal, toplumsal dinamiklerdir.

\r\n\r\n

AKP’nin parçalanıp dağılması ve 2015\r\nGenel Seçiminden koalisyon çıkması halinde Erdoğan’a başkanlık, yarı başkanlık\r\nsistemini getirme imkânı şöyle dursun Cumhurbaşkanı olarak Köşk’te rahat nefes\r\nbile aldırtılmayabilir. Özal’ın yaşadıklarının benzeri şeyler yaşayabilir.\r\nDemirel’in de Cumhurbaşkanı iken yeğeninin ve kardeşlerinin başına neler\r\ngeldiği/getirildiği bilinmektedir.

\r\n\r\n

Hep ifade ettiğimiz gibi asıl\r\nbelirleyici temel faktör Türkiye’yi gerçekte yöneten üstün siyasi akla sahip\r\nmillî derin devlet olgusudur. Üstün siyasi akıl demek oyun kuran, oyun bozan,\r\nkonjonktür oluşturan, başkasının oluşturduğu konjonktürü değiştirebilen,\r\nstrateji belirleyen, karşıt stratejiyi engelleyebilen kabiliyet demektir.

\r\n\r\n

Türkiye Millî Görüş ile birlikte\r\nbütün bu kabiliyetlere hep sahip oldu; görüntüdeki tersine algılara rağmen\r\nsüreç içerisindeki her türlü mücadeleyi sonuç itibariyle kazanarak istisnasız\r\ngalip geldi.

\r\n\r\n

12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28\r\nŞubat 1997 süreçlerinin gerçekte tek galibinin Millî Görüş olup Türkiye’yi\r\ntarihi büyük bir değişim ve dönüşüme uğrattığı artık yadsınamaz bir\r\ngerçekliktir. Aynı şekilde tek başına 2 dönem ANAP, 3 dönem AKP iktidarları döneminde\r\ngerçekleşen toplumsal, kültürel değişim ve dönüşümün Millî Görüş doğrultusunda\r\nolduğu da bir gerçekliktir.

\r\n\r\n

Bu tek başına iktidar dönemleri aralığındaki\r\ntakriben 10 yıllık koalisyon hükümetleri süreçlerinin de Ergenekon derin\r\ndevleti ile millî derin devlet arasındaki mücadele ile geçtiği ve galip gelenin\r\nErbakan’ın kurduğu ve yönettiği derin yapılanma olduğu da bugün geriye dönülüp\r\nbakıldığında net görülmektedir. Millî Görüş Batının uzantısı Ergenekon derin devleti\r\nkarşısında verdiği gerçek kurtuluş savaşını bu koalisyon hükümetleri döneminde milli\r\nderin devlet üzerinden kazandı.

\r\n\r\n

Bu, 12 Eylül 1983’ten itibaren\r\nErbakan’ın yapıldığından söz ettiği 4 tane 10 yıllık plandan 3’ünü başarıyla hayata\r\ngeçirdiğine, sonuncusu olan 4. 10 yıllık plan sürecinin başladığına dair önemli\r\naçıklamasının arka planını oluşturan bir olgudur.

\r\n\r\n

Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanlığı\r\nseçim konuşmalarında Türkiye’yi değiştirdiklerini, ancak halen eski Türkiye’den\r\nkalan değiştirilmesi gereken birtakım alanlar bulunduğunu anlatırken bir yeni\r\nanayasa yapılmasını ve klasik siyasi parti yapılarının değiştirilmesini örnek\r\nvermektedir.

\r\n\r\n

Yeni bir anayasa yapılması konusu\r\nçok tartışılan, ne amaçlandığı pek bilinmese de hakkındaki yazılanlarla,\r\nçizilenlerle herkesin, her kesimin kendine göre fikir sahibi olduğu bir\r\nkonudur. Ama klasik siyasi parti yapılarının değiştirilmesi konusunda bir şey\r\nkonuşulduğunu, yazıldığını halen biliyor değiliz. Bu fevkalade önemli husus ya\r\nhiç anlaşılmadı ya da anlamazdan gelindi.

\r\n\r\n

Peki, klasik siyasi partilerin\r\nyapısı nasıl değiştirilecek? Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanlığını seçimi\r\nkazandığı takdirde bu amaç için nasıl kullanacak? Buna ilişkin neden kimse, özellikle\r\nde hedef olan siyasi partiler bir görüş açıklamadılar? Anlamadılar mı;\r\nanlamazdan mı geldiler?

\r\n\r\n

Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı\r\nseçildiği takdirde eski Türkiye’nin siyasi partilerini ne yapıp da\r\ndeğiştirecek; yeni Türkiye konseptine uygun hale getirecek? Kimse bu konuda\r\nkonuşmadı!

\r\n\r\n

Aslında düz bir mantıkla\r\nbakıldığında Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinde partilere yeni\r\nTürkiye’ye uygun bir konsept içerisinde şekil vermesi için başkanlık sistemi de\r\nyetmez. Bu konu üzerinde pek fazla durmadığı gibi yeterince ayrıntı da\r\nvermeyerek müphem bıraktı.

\r\n\r\n

O halde, Başbakan Erdoğan’ın sözünü\r\nettiği yeni Türkiye konseptine uygun siyasi partiler nasıl oluşturulacak\r\nkonusunu biz irdelemeye çalışalım…

\r\n\r\n

Bu sorunun cevabını bulmak için\r\nBaşbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiğinde şapkadan tavşan çıkarmasını\r\nbeklercesine ne yapacağını merak etmenin bir anlamı yok. Bu süreç nicedir zaten\r\nbaşlamış bulunuyor ve El-Aziz olarak bunu bir öngörü olarak 3 yıldır yazıyoruz.

\r\n\r\n

Bu süreç AKP ile Cemaat arasındaki\r\nkavga ile birlikte başlatıldı. İlk zamanlarda hiç kimse buna bir anlam\r\nveremedi. AKP kanadı da, Cemaat sözcüleri de bu kavganın her iki tarafa zarar\r\nverip kimseye bir yararı olmadığını ısrarla dile getirip önünü almaya\r\nçalıştılar.

\r\n\r\n

Her iki tarafa rağmen kavga giderek\r\nbüyüdü, aradaki husumet kökleşti, çatlak derinleşip açılma istidadı gösterdi.\r\nNihayet Fethullah Gülen Hocaefendinin beddua\r\nedip Başbakan Erdoğan’ınsa inlerine gireceğiz\r\ndemesi üzerine kavga kan davasına dönüştü ve geri dönüşsüz sürece girdi.

\r\n\r\n

30 Mart Yerel Seçimleri süreci\r\nboyunca her iki tarafın tırmandırdığı kavga sandıklar açıldığında Başbakan\r\nErdoğan’ın zafer kazandığı görülünce sonlandırılır diye düşünüldü. Yapacağı\r\nbalkon konuşması ile kavga sürecinin soğutulacağı, seçim kampanyasına ilişkin\r\nbir taktik olduğu algısı uyandırılacağı ihtimali her iki tarafta da barış umudu\r\ndoğurdu. Ancak hiç öyle olmadı.

\r\n\r\n

Tam aksine Başbakan Erdoğan\r\nCemaat’le kavgasını adeta kan davasına dönüştürüp ilanihaye sürdürmede kararlı\r\nolduğunu, geri dönüşü olmayacak şekilde gemileri yaktığını gösterdi.

\r\n\r\n

Bunun yapılan siyasi mühendislik\r\nprojesinin hayata geçirilmesine yönelik toplumu kutuplaştırıcı bir strateji\r\nolduğu gerçeği fark edilemedi. Başbakan Erdoğan 30 Mart Yerel Seçiminin\r\nardından Cumhurbaşkanlığı Seçimini de Cemaat ile kavga temelinde yürütmeye\r\nbaşladı. Bundan da asıl amacın yeni Türkiye’nin siyasi yapılanmasının AKP ile\r\nCemaat arasında toplumsal kutuplaşma oluşturularak bu temelde yeniden dizayn edilmek\r\nistendiği anlaşılamadı. Bu yüzden projeyi çok rahat, pürüzsüz şekilde yürüten\r\nmillî derin devlet 2023 hedefine doğru emin adımlarla yürüyor.

\r\n\r\n

CHP ve MHP hatta HDP yönetimleri\r\nbilerek/bilmeyerek bu siyasi mühendislik projesine katkıda bulundular.\r\nEkmeleddin İhsanoğlu gibi İslami kimliği bariz bir ortak adayın gösterilmesi\r\nCemaat ile Başbakan Erdoğan arasındaki kavga ekseninde bir toplumsal\r\nkutuplaşmayı kurumsallaştırıp siyasi mühendislik projesinin kusursuz ve\r\npürüzsüz şekilde yürütülmesini ayrıca sağladı.

\r\n\r\n

HDP’nin kendi Cumhurbaşkanı adayını\r\ngöstermesi ise ortak adayın kazanma şansının ortadan kalkmasına ve Başbakan\r\nErdoğan’ın ilk turda seçilme ihtimalinin yükselmesine neden oldu. Bu aynı\r\nzamanda, Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeyecek laik seçmenlerin HDP adayını\r\ntercihte bulunmasına imkân verdi. Bu olgunun CHP’de yol açtığı bölünme 10\r\nAğustos’tan sonra devam edeceğinden Cemaat destekli yeni siyasi parti\r\noluşumunda önemli gelişmeleri tetikleyecektir ki, şimdiden birçok önemli isim\r\niçine gireceği tutumu yansıtmaya başlamış bulunuyor.

\r\n\r\n

Başbakan Erdoğan, Ekmeleddin\r\nİhsanoğlu’nu ortak aday gösteren CHP ve MHP’yi ikinci plana iterek Cemaat’e\r\nyüklenip hedef yaparken kendisine oy vermeyecek olan fanatik karşıtlarına, bir\r\nparti kurması halinde adres olarak göstermiş oluyor. Yani AKP’nin rakibi CHP,\r\nMHP, HDP değil Cemaat demek istiyor.

\r\n\r\n

Ekmeleddin İhsanoğlu veya bir\r\nbaşkası liderliğinde Cemaat destekli bir siyasi oluşuma gidilirse Erdoğan’ın\r\nkarşıtları için duygusal bir sempati oluşturacağı, CHP ve MHP seçmen kitlesinin\r\nbu anafora önemli ölçüde kapılacağı muhakkaktır.

\r\n\r\n

Bu anafora Tayip Erdoğan sonrası\r\nAKP’deki yeni yapılanmada yer bulamayanların özellikle de önümüzdeki seçimde\r\nmilletvekili adayı olamayacak tüzük zedelerin de kapılacağını düşünmek, hesaba\r\nkatmak yanlış olmaz.

\r\n\r\n

Kurulacak Cemaat destekli partinin\r\nılımlı İslam, diyalog, hoşgörü temelli yeni bir farklı eğilimleri bir araya\r\ngetirme projesi olacağı dikkate alındığında AKP, Millî Görüş çizgisinde siyaset\r\nyapma dışında bir yol ve siyasi zemin bulamayacaktır. Çünkü muhafazakâr\r\ndemokrat tanımı Cemaat’e ve oluşturacağı siyasi konsepte, kadroya daha uygun\r\ndüşmektedir.

\r\n\r\n

Bu kaçınılmaz tek yönde ilerlemek\r\ndurumunda olan AKP’nin en büyük engeli ise Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet\r\nPartisi’dir. AKP Millî Görüş çizgisinde siyaset yaparsa Saadet Partisi’nden\r\nreaksiyon göreceği, iki partinin kapışacağı, bundan da Cemaat destekli partinin\r\nyarar göreceği, izaha gerek bırakmayacak açıklıktadır.

\r\n\r\n

Bu durumda akıl için yol birdir:\r\nSaadet Partisi ile AKP’nin birleşmesi! Ama Saadet Partisi kabuk yönetimi aklın\r\nbu tek yolunu tıkamak için elinden geleni yapıyor. Millî Gazete de üzerine düşeni\r\nfazlasıyla ifa ediyor.

\r\n\r\n

Mustafa Kamalak’ın 30 Mart Seçimi\r\nöncesi Cemaat ile diyalogunu anlamak, Cumhurbaşkanlığı seçimindeki kadar zor\r\ndeğildi. Çünkü AKP’ye oy vermeyecek Cemaat mensuplarından oy alma ihtimali söz\r\nkonusuydu. Fakat vermedikleri görüldü. Cemaat CHP, MHP adaylarını destekledi.

\r\n\r\n

Şimdi ise Cemaat’in Saadet\r\nPartisi’ne herhangi bir şekilde bir fayda verme ihtimali bulunmuyor. Aksine\r\nCemaat ile bir yakınlaşma ne şekilde olursa olsun Saadet Partisi’ne sadece\r\nzarar verir.

\r\n\r\n

Mustafa Kamalak bu açık, net duruma\r\nrağmen Cemaat’e yakın durarak Saadet Partisi’ne zarar vermekte ve kendi siyasi\r\ngeleceğini de karartmaktadır. Bunu neden yaptığını bilemiyoruz.

\r\n\r\n

İlginç bir durum da El-Aziz Gazetesi\r\n30 Mart Seçimi sürecinde sürekli Başbakan Erdoğan İsrail ile yeniden ilişik\r\nkurup diyaloga geçti diye manşetler atarken; Millî Gazete Cemaat’e yükleniyor\r\nparalel bir yapılanmanın kabul edilemez olduğunu dile getiriyordu. Millî\r\nGazete’deki Sabetayist haham köşesinde sürekli geminin delinmesi edebiyatı\r\nyaparak ülkenin karşı karşıya bulunduğu tehlikeye dikkat çekiyordu. O süreçte\r\ntemcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp servis ettiği zina serbest oldu ve domuz\r\nkasaplık hayvan oldu söylemini rafa kaldırıp belirgin bir AKP yandaşlığı yaptı.

\r\n\r\n

Anayasa Mahkemesinin kuruluş\r\nyıldönümü töreninde Başkan Haşim Kılıç’ın sert çıkışı sonrası,  El-Aziz’in durum yine değişti, Başbakan\r\nErdoğan yine İsrail ile yolunu ayırdı, millî derin devletle kontak kurdu\r\nşeklinde manşetler atması üzerine; Millî Gazete AKP iktidarını yeniden topa\r\ntutup Cemaat’i destekler nitelikte yayına başladı. Sanki Millî Gazete yayın\r\npolitikasını El-Aziz’e göre, zıddını yaparak belirliyor!

\r\n\r\n

Görülen şu ki Başbakan Erdoğan’ın\r\nCemaat karşıtlığını ısrarla sürdürerek destek verdiği siyasi mühendislik\r\nprojesine bilerek/bilmeyerek CHP-MHP-HDP de destek verirken en büyük engeller Saadet\r\nPartisi ve Millî Gazete tarafından çıkartılmaktadır.

\r\n\r\n

Bu durum sıkça tekrarladığımız bir\r\ngerçekliği teyit etmektedir. O gerçeklik şudur: Erbakan vefat ettikten sonra\r\nSiyonizm’in güdümüne girip İsrail yanlısı politikaları samimiyetle izleyen tek\r\nparti, Saadet Partisi, en öne çıkan yayın organı Millî Gazete’dir.

\r\n\r\n

Saadet Partisi ve Millî Gazete Millî\r\nGörüş söylemi ile İsrail yandaşlığı yaparken Erbakan’ın son günlerinde sıkça dile\r\ngetirdiği İsrail karşıtlığı yaparak\r\nİsrail’e hizmet etme yönteminden Millî Görüşçüleri haberdar edip\r\ndikkatlerini çekmek, uyarmak gerekiyor. Erbakan ben mi İsrail’den yanayım diyerek, Yahudi karşıtlığı türküsü çalarak\r\nSiyonizm kendine hizmet ettirir sözleri ile bugünkü duruma mucizevi şekilde\r\ndaha hayatta iken işaret ediyordu.

\r\n\r\n

Saadet Partisi kabuk yönetimi ve\r\nMillî Gazete yönetiminin tevdi edildiği Sabetayist haham eğer millî derin\r\ndevletin hazırladığı siyasi mühendislik projesini engelleyebilirse Dünya\r\nSiyonizm’inin ve İsrail’in yeniden önü açılır, küresel hegemonyasını pekiştirir\r\nama buna hiç ihtimal verilemez.

\r\n\r\n

Erbakan’ın kurduğu millî derin devlet\r\nTürkiye’yi bölge lideri küresel bir güç yapmış iken bundan hiçbir şekilde geri\r\ndönüş olamaz. Saadet Partisi ve Millî Gazete bu süreci asla geri çeviremez.

\r\n\r\n

Ama doğrusu, millî derin devlet\r\nSaadet Partisi ve Millî Gazete engelini nasıl aşacak diye merak da ediyoruz.\r\nUmmanı geçip derede boğulabilir mi diye de endişe etmiyor değiliz.

\r\n\r\n

Erbakan’ın kurduğu millî derin\r\ndevlet bugüne kadar Dünya Siyonizm’inin Türkiye’deki uzantıları İsrailciler karşısında\r\nbir kez olsun mağlup olmadı. Erbakan’ın ifadesiyle, Siyonizm’in karşısında\r\nsadece bir kez düşeş atılamasaydı elde edilen bütün kazanımlar elden çıkardı.\r\nBu mucizedir!

\r\n\r\n

Şayet millî derin devlet Saadet\r\nPartisi ve Millî Gazete engelini aşamazsa düşeş atamamış olur. Bu da Erbakan’ın\r\nbaşlattığı Millî Görüş mücadelesinin sonu olur. Bunu farzımuhal şeklinde dile\r\ngetiriyor olsak da ifade ettiğimiz gibi asla ihtimal vermiyoruz. Erbakan’ı daha\r\nilk günden itibaren gerek Dünya Siyonizm’inin Türkiye uzantısı 1923 hile rejimi\r\nve köle düzeni, gerekse Millî Görüş partileri içindeki işbirlikçiler karşısında\r\nistisnasız hep galip olarak gördük, aksi hiç vaki değildir.

\r\n\r\n

Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağı\r\n10 Ağustos sonrasında hiçbir şey asla daha öncesinde olduğu gibi olmayacaktır.\r\nTürkiye’de, bölgede, dünyada tüm dengeler altüst olacak ve her şeye domino\r\netkisi yapıp küresel değişim, dönüşüm için start verecektir.

\r\n\r\n

Bu vesile ile El-Azizciler olarak\r\nCumhurbaşkanı Adayı Başbakan Erdoğan’a oy vereceğimizi de açıkça ifade etmek\r\nistiyoruz. Çünkü millî derin devletin desteklediği aday olduğundan eminiz.

\r\n\r\n

 

\r\n\r\n

Sayı: 821

Diğer MANŞET haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.