SON DAKİKA

İSRAİL ÇARESİZ          ZORBALIKLA NEREYE?          TÜRKİYE GÜÇLÜ VE HAKLI          VİTES DEĞİŞTİRDİ          Sayı 823          KANDİL IŞİD TEHDİDİNDE          SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!          AKP LEVHASI ÇÖPE          DÜNYADA TEK BAŞINA          SAYI 819         

Bugün: 18.12.2017

DÜNYADA TEK BAŞINA

DÜNYADA TEK BAŞINA
İsrail’in Gazze saldırıları ile sözde medeni dünyanın gözleri önünde pervasızca yürüttüğü vahşi katliamlar ve Filistin halkına yönelik sürdürdüğü soykırım politikası karşısında topyekûn tepkiler veren Türkiye tek başına hareket etmektedir. 22.07.2014 23:51



Türkiye’nin İsrail tepkisi küçümsenemez;

DÜNYADA TEK BAŞINA

 

İsrail’in Gazze saldırıları ile sözde medeni dünyanın gözleri önünde pervasızca yürüttüğü vahşi katliamlar ve Filistin halkına yönelik sürdürdüğü soykırım politikası karşısında topyekûn tepkiler veren Türkiye tek başına hareket etmektedir. Ne Batı ne Doğu ne de İslam Dünyası Türkiye’nin İsrail mezalimine karşı gösterdiği bu asil ve cesur tavrı destekliyor; aksine İsrail’e cesaret veren bir tutum sergilenerek yalnızlığa mahkûm edilmek isteniyor.

İktidar bütün dünyaya rağmen İsrail karşıtı cesur bir tavır ortaya koyarken; muhalefetin yetersiz bulan kıyasıya eleştirilerine muhatap olmaktadır. Türkiye’nin asıl takdire şayan başarısı İsrail’in bölge ve dünya barışını tehdit eden bu sorumsuz politikalarına demokratik şekilde topyekûn bir etkili tepkiyi iktidar ve muhalefetin adeta birbiriyle yarışarak vermesidir.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti İsrail’i kuruluşundan itibaren destekleyen, kollayan, samimi müttefiki olarak Batı yanlısı geleneksel politikalar izleyen bölgenin tek ülkesi idi! Türkiye nerden nereye?

İşte bu sorunun alternatifsiz bir tek cevabı var: Çünkü Türkiye’den bir Erbakan gelip geçti!

Türkiye’de, İslam ülkelerinde ve bütün dünyada Siyonizm’in, Yahudilerin Arzımevud inancının, Büyük İsrail Projesinin ne olduğunu etkili bir şekilde anlatan, kabul ettiren, bu doğrultudaki aktif unsurların hareketlerini yönlendiren ve bugünkü tabloyu oluşturan lider şüphesiz Erbakan’dır.

İsrail, Gazze özelinde ve Filistin genelinde yürüttüğü istilacı, yayılmacı, soykırımcı devlet terörü ile dehşet saçarken Türkiye dışında hiçbir İslam ülkesinde, özellikle de Arap devletinde resmen ciddi bir tepki verilmeyerek adeta her şey Siyonist Yahudilerin insafına terk edilmiş durumdadır.

Türkiye’nin dünyada yalnız kalmasına rağmen İsrail vahşeti karşısında tek başına hareket edip iktidar ve muhalefeti ile bütünlük içinde zalime karşı çıkması, mazlumun yanında yer alması bir lider ülke tavrıdır. Dünyada bunu başarabilen tek ülke konumunda bulunması ise Türkiye’ye bir misyon yüklemektedir.

Bu misyon kokuşmuş olan ve fonksiyonel olmaktan da çıkmış bulunan mevcut küresel sistemin yerine dünyada barışı tesis edecek, hukukun üstünlüğünü, demokratik hak ve özgürlüklerin her toplum için en doğal hak olarak tanınıp uygulanmasını sağlayacak bir adil düzenin kurulmasına öncülük etmektir. Türkiye’ye bu misyonu yükleyip önüne böyle bir vizyon koyan da Erbakan’dır.

Türkiye bugün yalnızca İsrail’in Filistin’de yaptığı zulme ve Gazze’de yürüttüğü savaştaki vahşi tutumuna karşı çıkmıyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Örgütünün ve küresel güçlerin İsrail yanlısı gayri adil, kabul edilemez insanlık dışı tutumlarına da karşı çıkıyor, kıyasıya eleştiriyor.

Bütün dünyada bunu sadece Türkiye yapıyor, yapabiliyor! Dünya lideri vizyonunu benimsemek ve bu doğrultuda hareket etmek küresel güçlerin asla Türkiye için razı olup göz yumabilecekleri bir durum değildir. Türkiye’nin sert çıkışları, kıyasıya eleştirileri karşısında yutkunmaları küresel güçlerin bir şey yapabilecek durumda olmadığını gösteren çok ilginç bir tablodur.

Bu tablo Erbakan’ın Türkiye’yi bölge lideri küresel bir güç yapıp geri dönülmez noktaya getirdiği gerçekliğinin bir ifadesidir. Milletimizin iktidarı ve muhalefeti ile İsrail vahşeti karşısında galeyan halinde adeta ayaklanmış olması 77 milyonun Millî Görüşçü olduğunun da resmidir. Millî Görüş hakkı üstün tutmak, daima haklıdan yana olmak, zalime karşı mazlumu savunmak demektir.

Erbakan yalnızca Dünya Siyonizm’inin dönemin süper gücü yaptığı İngiltere öncülüğünde işgal edilen başkent İstanbul esaret altında iken; işbirlikçilerine kurdurmuş olduğu 1923 hile rejimi ve köle düzenini tasfiye edip Millî Görüş’ü iktidar yapmakla kalmadı. Aynı şekilde sağ-sol kavgası ile parçalanan milletimizi -henüz bilincinde olmasa bile- Millî Görüş’te birleştirmeyi de başardı.

Çünkü geleneksel CHP politikası Başbakan Erdoğan’ı “Türkiye’ye ihanet eden Araplar yanında yer alıp ait olduğumuz Batı Dünyası ile aramızı açarak tehlikeli sularda seyrediyor!” ezberinden vazgeçerek “Neden kaç kere söz verdiğin halde Gazze’ye gitmedin ve Yahudi Lobisinin verdiği üstün cesaret madalyasını iade etmiyorsun?” söylemi ile köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadır.

Bu da gösteriyor ki başta CHP tüm muhalefet partileri Başbakan Erdoğan’ın İsrail karşıtı söylemini ve politikasını yetersiz ve samimiyetsiz bulmakta; daha radikal ve samimi hareket etmesi talebi ile karşısına çıkmaktadır. Bu, göz yaşartıcı muhteşem bir tablodur. Milletimiz aslına dönüyor!

Başbakan Erdoğan’ın İsrail ve ona destek veren Batı Dünyası karşıtı sert söylemlerine yetersiz ve samimiyetsiz gördükleri için karşı çıkan muhalefet partilerinin ne denli içten dedikleri hususu bir yana iktidarı ve muhalefeti ile Türkiye siyasetinin İsrail karşıtlığı ile prim yaptığı gerçekliğinin bir yansıması olarak bu tablo da Erbakan’ın eseridir.

Erbakan 40 yıllık Millî Görüş siyaseti ile Türkiye’yi yalnızca devlet olarak değil toplum olarak da bir Siyonist-Haçlı ittifakı olan Batı Dünyasından koparmayı başarmıştır. Türkiye Batının uydusu örtülü bir sömürge yönetiminden kurtulurken; Erbakan’ın tabiri ile Gâvur âşığı bir toplum haline getirilip paryalaştırılan ve 1000 yıllık kadim medeniyetinden kopartılan milletimiz yeniden aslına döndürülüp Müslümanlaştırılmış ve özgürleştirilip bağımsızlaştırılmıştır. Gezi Parkı eylemleri ve söylemleri başarısız kalan bir geriye dönüş, yani gerçek bir irtica hareketidir!

Başbakan Erdoğan’ın diktatörleştiğine dair astarlı söylemin içyüzü Siyonist-Haçlı Emperyalizmi karşısındaki itaatsizliği, başkaldırıyı ifade etmektedir. Bu astarlı/ikircikli söylem Başbakan Tayip Erdoğan’ın millî iradeyi arkasına alarak 1923 hile rejimi ve köle düzeni karşısındaki başkaldırısı ve Siyonist-Haçlı ittifakından Türkiye’yi çıkartıp ait olduğu İslam Birliğine katma çabasını ifadeyi amaçlamaktadır. Batılı strateji kuruluşları bunu Türkiye’nin eksen kayması diye nitelemektedir.

Başbakan Erdoğan’ın şahsında, millet adına dile getirdikleri izlenimini verdikleri bu kaygılarının gerçekte Siyonist-Haçlı ittifakı hesabına olduğunu anlamak için yalnız bu söylemi dillendirenleri biraz yakından tanıyıp gerçek kimliklerini bilmek yeter. Bunların asıl endişesi, Tayip Erdoğan’ın diktatörleşmesi değil; henüz itiraf etmese de, Millî Görüş gömleğini yeniden giymiş olmasıdır.

Şöyle biraz dikkatli bir gözle bakılırsa Başbakan Erdoğan’ın diktatörleştiği iddialarını dillendiren çevrelerin Türkiye’deki darbeci, baskıcı, dayatmacı, vesayetçi, antidemokratik yönetimlerin hep destekçileri, yandaşları, işbirlikçileri oldukları açık-seçik şekilde görülür. Bunlar milli iradeyi hep küçümsemiş, hatta devlet için tehdit unsuru ve potansiyel tehlike olarak görmüşlerdir.

Başbakan Erdoğan’ı diktatörleşmekle suçlayan Batılı çevrelerin destekledikleri bölge ülkelerine bakıldığında hepsinin yönetiminde diktatörler olduğunu görürsünüz. Hiçbir Müslüman ülkesinin demokrasi ile yönetilmesini istemeyen, İslam ile demokrasinin bir arada olamayacağını savuna gelen emperyalist Siyonist-Haçlı ittifakının sözcüsü iç-dış çevreler Başbakan Erdoğan’ı diktatör olmakla suçlarken ne kadar samimi olabilirler? Milletimiz onların samimiyetsizliğini görmüştür.

Onların bütün derdi; Türkiye’de kaybettikleri toplumsal desteği, Başbakan Erdoğan diktatörleşti propagandası ile yeniden arkalarına almaktır. Bugüne kadar etkili eylem ve söylemlerle yapılan çalışmalar, gösterilen gayretler sonuç vermemiş bulunuyor. Daima avuçlarını yalamışlardır.

Bunun da asıl nedeni Erbakan’ın 40 yıllık Millî Görüş mücadelesi sonucu milletin Siyonist-Haçlı zihniyetini adamakıllı tanıyıp bilinçlenmiş olmasıdır. Hak ile batılı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmede ve dostunu düşmanını tanımada büyük mesafe alan toplumu hangi etkili söylemle ve kirletilmiş bilgi ile saptırıp manipüle etmeye kalkarlarsa kalksınlar başarılı olamıyorlar.

Son günlerde; İsrail’in uygulaya geldiği istilacı, asimilasyoncu politikaların sürdürülemez olması karşısında adeta çıldırarak küçücük Gazze’ye binlerce ton bomba yağdırması, pervasız vahşet sergileyerek katliamlar yapması üzerine en fanatik İsrailcilerin savunmadan vazgeçip karalama kampanyasına bodoslama atlamalarının altında bir saklı amaç aramak gerekir. Bugüne kadarki tavırları hep lafı evirip çevirip İsrail’i bir şeklide savunmak şeklindeydi. İlk defa ama, fakat, lakin demeden kayıtsız şartsız ve bodoslamasına, ihtiyatsızca İsrail’e yükleniyorlar!

Çünkü İsrail Gazze şeridini küreyip denize dökse, Filistin topraklarının tamamını ilhak etse dahi bununla bir şey elde etmiş olmayacaktır. Bundan ötürü güçlenen, bölge toplumlarının tek umudu haline gelen Türkiye karşısındaki çaresizliğine bir çözüm aramaktadır…

Bu amaçla Türkiye’yi bir komşu ülke ile savaştırıp mecalsiz bırakmak ve yumuşak lokma haline getirmek için kurduğu tezgâhların hiçbirine gelinmedi. PKK terörünü desteklemekle de bölmeye muvaffak olamadığı Türkiye’nin bu sorunu çözüm sürecine sokup güçlenmeye devam etmesini hazmedemeyen İsrail için bütün çareler bir bir tükenmektedir. Kuzey Irak’ta Kürt devleti kurarak Türkiye’yi bölme planı da ters tepmiş bulunuyor. Aksine Irak Kürtleri Türkiye ile bütünleşiyor!

Libya, Mısır, Tunus, Yemen, Suriye, Irak, İran, Lübnan, Somali, Sudan ve daha birçok ülkedeki gelişmeler karşısında Batılı müttefiklerinden farklı bağımsız, özgün politikalar izleyen Türkiye’yi engellemenin yolunu bulamayan Siyonist küresel güçler; şimdi de İsrail vahşeti karşısındaki tek başına tavrıyla dünya kamuoyunu yönlendirmesi karşısında adeta eli kolu bağlı çaresizler.

Gazze’ye bomba yağdıran İsrail bu çılgınlıkla bir yere varamayacağını bilse de eli mahkûm, bir çıkış yolu bulup bu durumdan kurtulamamaktadır. Gazze’ye saldırması yayılmacı politikalarının sonucu karşı karşıya geldiği bir durum olsa da toprak kazanma amaçlı değildir. Ayakta kalması ancak bu saldırganlığı sürdürmesi ile mümkün olmaktadır. Bunun sürdürülebilir olmadığının da farkındadır. İsrail artık yayılma savaşı değil, ayakta kalmak için ölüm-kalım savaşı veriyor!

İsrail tüm enerjisini Gazze’de tüketmek zorunda kalırken Türkiye bundan güç ve itibar devşirme imkânı bulmaktadır ki asıl sonunu getirecek olanın da bu olduğunun farkındadır. İsrail’e çok zor anlar yaşatan bu durum karşısında Batılı dost ve müttefiklerinin mahcup bir yandaşlıktan ötede hiçbir katkılarının olmaması, Türkiye’ye karşı bir yaptırıma gidememeleri, Siyonizm için oldukça hazin bir tablodur.

Gazze’ye yaptığı vahşi saldırılar bölge ülkelerinin ve dünya kamuoyunun nefretini çekip Yahudi karşıtlığını körüklerken İsrail yayılmacılığı şöyle dursun, konumunun korunması sorunu giderek büyümektedir.

İsrail yayılmacılığını engelleyen ve konumunu korumada acze düşüren, Türkiye’nin bölge lideri küresel bir güç olma sürecinin önlenememesidir. Türkiye, İsrail çıkarları yerine kendi çıkarlarını gözeten politikalar izledikçe bu durumun değişmesi mümkün değildir.

Bu da ister istemez bir Türkiye-İsrail savaşını kaçınılmaz hale getirmektedir. Eğer İsrail başkası üzerinden Türkiye’yi köşeye sıkıştırıp bu bağımsız, özgür politikalarından caydırıp vazgeçirmek için bir yol bulamazsa bizzat karşı karşıya gelmekten kaçınamayacaktır.

İsrail Türkiye ile savaşmak zorunda kaldığında savaşın başlama nedeni ve biçimini belirlemede inisiyatif almak isteyecektir. Tabii ki, İsrail için en uygun olanı Türkiye’nin savaşa yol açması ya da saldıran taraf olmasıdır. O takdirde dünya kamuoyunu ayağa kaldırıp Türkiye’nin Osmanlıyı canlandırma peşinde olduğunu söyleyerek bölge ülkelerinin yönetimlerini de kışkırtacaktır.

Türkiye’yi savaşa neden olacak bir girişime veya saldırıya zorlamak amacıyla kışkırtıcı faktörler kullanması gerekecektir. Bunun için İsrail’in Türkiye’de kamuoyu oluşturabilen güçlü hinterlandı olduğu biliniyor. İsrail Türkiye’de İsrail’den daha güçlüdür sözünün söylenmesinin sebebi de içerideki güçlü yapılanmasıdır.

Son zamanlarda katıksız İsrailci oldukları bilinen çevrelerde birden yükselen İsrail aleyhtarlığını doğrusu başka türlü izah edemiyoruz. Bu çevreleri İsrail’e karşı Türkiye’yi bir yanlışlık yapmaya zorlayacak bir tezgâhın içinde görüyoruz. Ancak bunun daha önceki tezgâhlar gibi işletilemeyip tersine sonuçlara yol açacağını düşünüyoruz.

Eğer Türkiye bu tezgâha gelmezse İsrailci unsurların yaptıkları kışkırtmalar İsrail karşıtlığını bir kat daha arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Geçmişte Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesi, Peşmerge ile savaşması için yapılan kışkırtmalar hiçbiri sonuç vermedi. Türkiye PKK’yı hedefe alan sınırlı birtakım harekâtlar düzenleme fırsatını o konjonktürde bu sayede yakaladı.

İsrailci çevreler ısrarla Başbakan Erdoğan’ın İsrail ile geçmişteki ilişkileri sırasında temaslarının görüntülerini kamuoyuna servis edip yaptığı çıkışların, verdiği tepkilerin sahte, muvazaa amaçlı olduğuna dair bir izlenim vermeye çalışmaktadırlar. O günkü konjonktürde verilen görüntülerde ve gerçekleştirilen diyaloglarda, temaslarda bugünkü durumu açıklayacak unsurlar aramak çok inandırıcı olmamaktadır. Zaten milletin pek fazla itibar etmeyerek Başbakan Erdoğan’ın şimdiki tutumunu esas aldığı her seçimde ortaya çıkmaktadır.

Bunu Erbakan’ın Başbakanlığı sırasında da yapmışlardı. İmza aşamasına getirilen anlaşmaları bekletip Erbakan’ın önüne koyduktan sonra haydi yırt haydi yırt diye tempo tutup İsrail karşıtı tutumunun güvenilirliğinin sorgulanmasına çalışmışlardı. Bunun için Akit Gazetesini kullandılar!

Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül geçmişte ne yapmış olurlarsa olsunlar; bugün İsrail karşısında gayet cesur, yürekli ve Türkiye’nin salt millî çıkarlarını gözeten bir politika izliyorlar.

Bundan rahatsız olanların da dünyada ve Türkiye’de İsrail çıkarlarına adanmış çevreler olduğu hususu her türlü tutum ve davranışlarıyla söze gerek bırakmayacak açıklıktadır.

İsrail nicedir Türkiye’nin niyetini test edip savaşa ne kadar kararlı olduğunu anlamak için birçok atraksiyonlarda bulundu. Mavi Marmara olayı bunlardan sadece biridir. Suriye’nin düşürdüğünü resmen açıklamış olsa dahi Türkiye’nin uçağını İsrail’in düşürdüğü artık sır değildir. İskenderun yakınlarındaki PKK saldırılarının da aslında İsrail tarafından yapıldığı çok yazıldı, çizildi.

Elbette ki savaşa karar verse bile bir ülkenin bunun zamanını, nedenini, şeklini kendi belirleme, takdir etme imkânına sahip olması gerekir. Başta yapılan yanlış ve düşülen hata, savaşın seyri boyunca devam eder. İlk düğme doğru iliklenmediğinde diğerleri doğru iliklenemez.

Bugüne kadar İsrail ve İsrail politikaları karşısında Türkiye hiçbir yanlış yapmadı. Yanlış yapıldı iddiaları tamamen spekülatif veya dezenformasyondur. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bu iç ve dış ittifak karşısında en küçük bir hata bile yapma lüksü yoktur. Allah’a şükür ki Türkiye’yi yöneten millî derin devletin üstün siyasi aklı hiçbir yanlış yapmamıştır. Sonuçta Türkiye’nin hep haklı ve kârlı çıkıp güçlenmesi bunun en açık kanıtıdır. Dünya Siyonizm’inin namütenahi güçlü kaynakları, dayanakları karşısında Türkiye bağımsız, özgün politikalar üretip oyun kurabiliyor.

Daha önce İsrail’in bölgede ve dünyada sahip olduğu oyun kurma oyun bozma kabiliyetini artık Türkiye kullanıyor. Türkiye’ye rağmen kurulmak istenen hiçbir oyun tutmadı, tamamı bozuldu.

Türkiye’nin içeride ve dışarıda kurduğu hiçbir oyunu İsrail bozamadı; sonunda daima kârlı çıkıp kazanan Türkiye oldu. ABD ve müttefiklerinin işgal ettikleri Irak ve Afganistan’dan çekilmelerini müteakip bölge ülkelerinde ortaya çıkan iç karışıklık, istikrarsızlık, bölünmüşlük, Türkiye’yi lider ülke konumuna getirirken İsrail için çepeçevre güvenlik sorunlarına yol açtı.

İsrail Gazze’yi küreyerek denize bile dökse IŞİD’in Suriye’de, Irak’ta kurduğu alan hâkimiyetinin geniş boyutlarda oluşturduğu sorunlar karşısında çaresizlik içine düşüp bunalacaktır. Türkiye’yi bir Şii kuşakla İslam ülkelerinden soyutlama planını da IŞİD bozmuş bulunuyor.

İsrail terörle kurulan, terörle, şiddetle güçlenip varlığını sürdüren bir korsan devlet olarak sonun başlangıcına gelmiş bulunuyor. Eski Başbakan Ariel Şaron’un “ABD gelip Irak’ı işgal edecek, İsrail’i bir ateş çemberi içine soktuktan sonra çekilip gidecek” şeklindeki öngörüsü gerçek olmuş durumdadır. ABD işgalinin bölgede yol açtığı istikrarsızlık en çok İsrail’i vurmaktadır.

Bu yüzden İsrail’in etkisiyle bütün dünyanın Beşşar Esat yönetimini ayakta tutmaya çalışıp eski statükoyu yeniden tesis etme ve benzeri bir yönetim oluşturma çabaları sonuçsuz kaldı. Suriye parçalandıkça ve yumuşak lokma haline geldikçe Türkiye’nin kucağına düşmeye, ister istemez yutulmaya mahkûm olmaktadır. Fiilen ortadan kalkmış bulunan Türkiye-Suriye sınırını bir daha kimse geri getiremez. Bu süreç Suriye’nin Türkiye ile birleşmesini kaçınılmaz kılacaktır. Beşşar Esat yönetiminin Türkiye ile bütünleşmesi politikası torpillendi fakat Suriye toplumunun Türkiye toplumu ile bütünleşmesinin yolu açıldı!

Aynı durum Irak için de söz konusudur. Bir kere, Irak’ı işgal eden ABD ve müttefikleri ile işbirliği yaparak büyük kazanımlar elde eden Kürtlerin “ihanet ettikleri” Araplarla barış içinde yaşamaya imkân kalmamıştır. Sözde bir bağımsız devlet kursalar bile Türkiye’nin uydusu olmaktan başka bir şey olmayacaktır. Irak Kürtleri Türkiye Kürtleri ile kaynaştı mı artık kimse ayıramaz. Barzani istemese dahi çoktan başlamış bulunan bu kaynaşma devam edip bütünleşmeye evrilecektir.

Kürtlerin en ileri demokratik hak ve özgürlüklere sahip oldukları, toplumun diğer unsurları ile bir ve bütün olabildikleri tek ülke Türkiye’dir. Kendi Kürtlerine yapmayacağı/yapamayacağı bir şeyi Irak’la Suriye Kürtlerine de yapmayacağı/yapmayacağından sınır ötesi Kürtler için en emin ülke Türkiye’dir. Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyetinin toplumun hücrelerine işleyen anlayışı her türlü etnik, dini ve mezhepsel unsur için birlikte barış içinde yaşama kültürü oluşturmuştur. Her türlü torpillemeye, operasyona, provokasyona, baskıya, dayatmaya karşın bu kültür hala var.

Bu kültür Yeniden Büyük Türkiye için namütenahi bir hazinedir. Batılılardan frengi hastalığı gibi milletimize bulaşan, 1923 rejiminin temellerini oluşturan ırkçı, milliyetçi, ulusalcı, faşist, totaliter uygulamalar Osmanlı İmparatorluğunu bölüp parçaladığı gibi Türkiye’yi de bölünmenin eşiğine getirdi. Türkiye’nin bu hastalığını da Millî Görüş tedavi edip milletimizi tekrar Selçuklu-Osmanlı İslam kültür ve medeniyeti ile buluşturdu. Yeniden Büyük Türkiye temellerini Selçuklu-Osmanlı İslam Medeniyetinin yeniden güçlenen bu kökleri oluşturuyor. En büyük haçlı seferi olan Birinci Dünya Savaşında işgal edilip parçalanan Osmanlı İmparatorluğu toprakları bütünleşmektedir!

Bu kez orduların fethi ile değil Türkiye’nin Selçuklu ve Osmanlı İslam Medeniyeti köklerini esas alarak geliştiren çağdaş ileri demokrasi yöntemiyle bu birleşme, bütünleşme sağlanmaktadır.

Millî Görüş’ün hedef olarak koyduğu 2023 vizyonu özünde 1923 hile rejimi ve köle düzeninin 100. Yılında tümüyle resmen tasfiye edilip milletimizin 1000 yıllık İslami geçmişindeki kırılmaya son verilmesini öngörmektedir.

Milletimizin İslam kültür ve medeniyetiyle yoğrulan 1000 yıllık muhteşem gerçek tarihini, izlerini silerek yok etmeye, yerine efsanelere/masallara dayanan uyduruk Ergenekon Destanını ikame etmeye çalışan paganist, şovenist, putperest 1923 hile rejimi ve köle düzeni tasfiye edilecek.  Millî Görüş’ün projesi olan Selçuklu-Osmanlı’nın devamı Yeniden Büyük Türkiye, Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya kurulacaktır.

Türkiye’nin 1000 yıllık tarihinde olduğu gibi, yine bütün dünyaya rağmen bağımsız, özgün, millî politikalar izlemesi; hep hakkı üstün tutan, haklıdan yana, zalime karşı mazlumun ve mağdurun yanında yer alan yaklaşım içinde olması fiilen dünya liderliğine soyunduğu anlamına gelir.

Emperyalist Batı Türkiye’nin bu tutumunu engelleyemiyorsa dünya liderliğini de engelleyemez!

Bu korsan İsrail Devletinin ortadan kalkması demektir. Erbakan hep şunu derdi: Türkiye İsrail’e ancak şu kadar müsamaha yapabilir: Yahudiler nasıl ki dünyanın şurasından burasından alınıp gemilerle Filistin topraklarına taşındılarsa; yine gemilere bindirilip gidebilecekleri yerlere gitmek üzere müsaade etmek…

İşte bu kadar!

 

Sayı: 820


Etiketler: İsrail. Gazze - Türkiye

Diğer MANŞET haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.