SON DAKİKA

İSRAİL ÇARESİZ          ZORBALIKLA NEREYE?          TÜRKİYE GÜÇLÜ VE HAKLI          VİTES DEĞİŞTİRDİ          Sayı 823          KANDİL IŞİD TEHDİDİNDE          SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!          AKP LEVHASI ÇÖPE          DÜNYADA TEK BAŞINA          SAYI 819         

Bugün: 22.10.2017

MİLLÎ ŞUURLANMA MI?

MİLLÎ ŞUURLANMA MI?
Zaten 15 Temmuz Darbe Girişiminden, FETÖ’nün asıl ağababası İsrail hep azade tutuldu; hiç toz kondurulmadı. Hep ABD’ye, NATO’ya, Avrupa Birliği’ne laf saydırılıyordu. Şimdi bu suçlamalar ve laf saydırmalar da terk edilmiş durumda.26.07.2017 00:22
MİLLÎ ŞUURLANMA MI?
 
15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminin püskürtülmesinin üzerinden 1 yıl geçti. Söylemleri inanılmaz şekilde değişti. Bir yıllık süre içinde tedricen dış faktörler söylemlerden ayıklanıp olay tümüyle FETÖ’ye indirgendi. Oysa olayın sıcaklığında ABD, NATO, Avrupa Birliği çok konuşulan, suçlanan, hedef gösterilen faktörler idi. Onlar artık 15 Temmuz söylemlerinden çıkartıldı, her şey FETÖ’ye mal edilmektedir. Öyle ki Pennsylvania’dan da olabildiğince hiç söz edilmemeye çalışılmaktadır. Bir heyula izlenimi verilerek yalnızca FETÖ’den söz etme pratiğine geçilmiş durumdadır. Varsa yoksa FETÖ başka bir şey yok; ne yaptıysa o yaptı!
 
Aslında 90 yıldır Türkiye’de uygulanmakta olan bu yönteme aşinayız. Hani 7 düvele karşı kurtuluş savaşı verilerek Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu ya! O düşman devletlerden söz edilip adları anılmıyordu. Sözde millî bayramlarda düşmanlar yurdu işgal etti, Mustafa Kemal Atatürk hepsini püskürttü ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu diye nutuklar atılıyordu…
 
İngilizlerin İstanbul’u işgal ettiğinden söz edilmiyor, inkâr ediliyordu. Çanakkale geçilmez, hiç geçilmedi deniliyordu. Oysa İngiliz Donanması Çanakkale Boğazından geçip İstanbul işgalini gerçekleştirmişti! Anadolu illerini işgal eden Fransa’nın, İtalyan’ın adı ağza alınmaz sadece “düşman” ya da “7 düvel” diye geçiştiriliyordu. Yalnız Yunan’ın İzmir’i işgalinden söz ederken adı anılıyordu. Yunanistan Türkiye’nin milli düşmanı olarak belirlenmişti. “Di”li geçmişle anlatıyoruz ama uygulama halen bu minvalde devam ediyor.
 
Peki, neden? Çünkü kurtuluş savaşı diye bir olay hiç yaşanmadı tamamen bir senaryoydu! İngilizler yazıp Anadolu’da sahnelediler. Başaktör Mustafa Kemal sözde Kurtuluş Savaşını oynayarak Başkent İstanbul’u işgal altında tutan İngilizlerin desteğinde Ankara Hükümetini kurdu. Türkiye Cumhuriyeti’ni İngilizler Lozan Konferansında tanıyıp bir örtülü müstemleke olarak yönettiler. 1945 Yalta Konferansında ABD-SSCB liderliğinde 2 bloklu küresel düzen kurulunca Türkiye Cumhuriyeti’nin örtülü yönetimi İngilizlerden ABD’ye ve NATO’ya geçti. SSCB dağılınca iki bloklu dünya düzeni çöktü; Türkiye bağımsızlık mücadelesi vermekte...
 
SSCB dağıldıktan sonra tek süper güç ABD liderliğinde Yeni Dünya Düzeni kurulduğu ilan edildi. İlk iş olarak BOP ambalajı içinde Büyük İsrail planı hayata geçirilmek üzere Irak’ı ve Afganistan’ı işgal eden ABD ve müttefikleri başarılı olamadıklarından Yeni Dünya Düzeni de çöktü. Bu süreçte Türkiye Millî Görüş’ün başlattığı gerçek kurtuluş mücadelesini başarı ile yürüttü. Bu mücadele sürecinde bölge lideri küresel bir güç haline gelen Türkiye Dünya Siyonizm’inin hedefindedir. FETÖ ambalajıyla girişilen 15 Temmuz NATO darbesi hamlesi püskürtüldükten sonra bu kez hedefin AKP iktidarını ele geçirmek olduğu anlaşılmaktadır.
 
15 Temmuz Darbe Girişiminin püskürtülmesinden sonra geçen bir yılda AKP iktidarının bir söylem değişikliğine gittiği gözlemlenmektedir. Darbe girişiminin yapıldığı günlerde NATO, ABD, Avrupa Birliği açık açık suçlandılar ve yaşananlardan sorumlu tutuldular. Zaten onlar da pek bir şeyi saklamadılar; FETÖ mensuplarına da darbeci subaylara da açık açık sahip çıktılar. Lakin püskürtülen 15 Temmuz Darbesinden nicedir yalnız FETÖ sorumlu tutularak dış faktörlerden neredeyse hiç söz edilmemektedir. 15 Temmuz’un yıldönümü etkinliklerini büyük bir ihtişamla gerçekleştiren AKP iktidarı yetkilileri yalnızca FETÖ fenomeninden söz ettiler; ABD’yi, NATO’yu, Avrupa Birliği’ni suçlayıcı ifadelerden özellikle sakındılar. Öyle ki, sığınan darbecileri vermeyen Yunanistan bile ağza alınmadı.
 
15 Temmuz hain darbe girişiminin püskürtüldüğünün muhteşem yıldönümü kutlamalarının -birtakım mankurt unsurlar dışında- herkesin göğsünü kabarttığını, gururlandırdığını gördük ve büyük memnuniyet duyduk; lakin iktidarın 15 Temmuz söyleminden doğrusu işkillendik. Zaten 15 Temmuz Darbe Girişiminden, FETÖ’nün asıl ağababası İsrail hep azade tutuldu; hiç toz kondurulmadı. Hep ABD’ye, NATO’ya, Avrupa Birliği’ne laf saydırılıyordu. Şimdi bu suçlamalar ve laf saydırmalar da terk edilmiş durumda. Artık 15 Temmuz kutlamalarına da sözde milli bayramlardaki soyut düşman nitelemesi gibi içi boşaltılmış bir FETÖ’nün hedef alınacağı anlaşılmaktadır. Yani gidiş bu yönde.
 
Denilebilir ki, madem 15 Temmuz’daki dış faktörler göz ardı ediliyor ve FETÖ’nün de içinin boşaltılmasına dönük bir politika izleniyor. O halde yıldönümü kutlamalarını böyle ihtişamlı kutlamanın anlamı, maksadı nedir? Neden olayı küllendirmek yerine gündem yapıyorlar?
 
Ameller niyete bağlıdır anlamındaki hadisi şerifi, İslam’ın en önemli değerlendirme kriteri olarak kabul edersek bu görkemli kutlamaların anlamını, maksadını irdeleyebiliriz. Şöyle ki bu ihtişamlı kutlamaların iki amacı olabilir: Biri, yaşanan 15 Temmuz olayı vesilesiyle halkı bilgilendirip küresel güçlerin ve içerideki uzantılarının komplolarına karşı bilinçlendirmek… Diğeri de 2019 yılında yapılacak seçimler için yatırım yapmaya dönük kampanyanın startı olarak değerlendirmek… Aslında ikisi birden amaçlansaydı sözümüz olmaz; yapsın, hakkı derdik. Lakin 15 Temmuz’un yıldönümü kutlamalarında dış faktörlerden söz edilmeyip salt bir FETÖ fenomeni ile olayın açıklanmaya çalışılması, bizi işkillendirip rahatsız etmektedir. Hele PKK gibi FETÖ’nün de gerçek patronu İsrail faktöründen hiç söz edilmemesi iktidarın yanlış ve tehlikeli bir eğilim içine girdiğinin belirtisi olarak değerlendirilmelidir. Öküz altında buzağı aradığımız sanılmasın. Millî Görüş politikalarını uyguladığında coşkulu destekledik, İsrail’e taraf dümen kırdığında sert eleştiriler yönelttik. Bugün de değişen bir şey yok. AKP iktidarı zaman zaman zikzaklar yapıyor, bazılarını hoş görüp kabul edilemez olanlara karşı çıkıyoruz. Erdoğan ya da AKP iktidarı ile bir alıp veremediğimiz yok, hiç olmadı da.
 
Dikkatlerden kaçmayan bir husus da, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarına mesafeli malum medya kuruluşlarının 15 Temmuz yıldönümünün görkemli kutlanmasında beklenen ihtiyatlı tutumlarını bırakıp alabildiğine müzaheret göstermeleri oldu. Bundan şöyle sonuca varmak mümkün: Demek ki 15 Temmuz Darbe Girişiminin siyasi rantını AKP’ye sağlamak karşılığında dış faktörlerden azade olarak içi boşaltılmış FETÖ fenomeni ile açıklanmasını birlikte kararlaştırdılar. Küresel sermeye medyasının 15 Temmuz Kutlamalarında alicenap davranmasının bir karşılığı olacaksa budur diye düşünülebilir. Süreci henüz yeni başlamış olduğundan takip edip gözlemlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.
 
Yalnızca bu kadar da değil başka emareler de var: Beştepe Külliyesinde hazırlandığı ifade edilen15 Temmuz afişlerinde TSK’nın adeta aşağılanıp itibarsızlaştırılması hadsizlik değil, bir hedef saptırma olarak değerlendirilmektedir. Önemli eleştiriler alan afişlerde FETÖ’den çok TSK’nın hedef alındığı, dış faktörlere ise hiç işaret edilmediği görülmektedir. Demek ki ipin ucu puştun eline verilmiş durumda!
 
15 Temmuz sonrasında; Fırat Kalkanı harekâtında ve PKK terörüyle mücadelede TSK’nın gösterdiği başarıları göz ardı edebilecek, dahası rahatsızlık duyabilecek tıynette birilerince hazırlandığı anlaşılan afişler su uyur düşman uyumaz atasözünü hatırlatmaktadır. Gaflet devlet yönetiminde af edilir bir hata değildir.
 
Keçi kıçı gibi açıkta duran İsrail-FETÖ ilişkisinin sır gibi saklanması, İktidar sözcülerinin ve yandaş medyanın 15 Temmuz’u özenle Siyonist Devletten uzak tutma çabaları mutabakat ile sağlanmış durum gibi görünüyor. 15 Temmuz darbe girişimi sürecindeki o ABD, NATO, Avrupa Birliği karşıtı söylemlerin bıçak gibi kesilmesi de bir karşılıklı mutabakatın varlığına işaret etmektedir. Bu mutabakatın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 2019’daki seçimlerde destek verip seçtirmeyi içerdiği anlaşılmaktadır. Tarafların uyguladığı bu detant (yumuşama) ilanı, hangi tavizler karşılığıdır, Türkiye’ye neye mal olmaktadır; şimdiden bilenemez.
 
15 Temmuz 2016 sonrası siyasi söylem ile 15 Temmuz 2017 öncesi siyasi söylem arasını bunca açan, farklılaştıran bir mutabakattan daha nelerin fışkıracağını süreç içinde görmek mümkün olacaktır. Fotoğraf şimdilik fulü olsa da olaylar ışığında giderek netleşecektir.
 
Bu dile getirdiklerimizi bir kaygıdan ziyade bir beklentinin ve umudun ifadesi olarak almayı tavsiye ederiz. Daha önce defalarca gözlemlediğimiz bu türden durumları tıkanma durumu hâsıl olduğunda Türkiye ivme kazandırıcı hamleler yapmak için hep fırsata çevirmişti. Yine benzeri şeyler olacağının beklentisi ve ümidiyle heyecanlanıyoruz.
 
Tayip Erdoğan Başbakanlığı sırasında İsrail’le Suriye arasında arabuluculuğa soyunmuştu ki bundan büyük bir prestij kazanacağı hayaline kapılmıştı. Türkiye yönetimini kontrolünde tutan milli derin devlet İsrail’in Suriye ile barış istemediğini, düşmanlık perdesi altından her istediğini Beşşar Esat yönetimine yaptırıp onun iktidarını koruması altına aldığını biliyordu. İsrail’in arabuluculuk teklifi yapmasının arkasında ise Türkiye’yi bir komplo ile Arap ülkeleri nezdinde küçük düşürüp itibarsızlaştırmak vardı…
 
İsrail Başbakanı Olmert Başbakan Erdoğan ile barış görüşmelerinde neticede mutabakata varmış, anlaşmanın yapıldığı açıklanacaktı ki, sürpriz şekilde Gazze’ye büyük bir saldırıya geçildi. Başbakan Erdoğan bunu sineye çekerek sessiz kalacak, Arap Dünyasındaki itibarı beş paralık olacak hesabı yapan İsrail yanıldı. Tam aksine Başbakan Erdoğan açtı ağzını, yumdu gözünü İsrail’e verdi, veriştirdi. Ardından Davos’ta Cumhurbaşkanı Peres’e patladı. Onu da Mavi Marmara olayı izledi. Böylece Türkiye’nin Arap ve İslam Âleminde itibarı arttı ve İsrail ile arası alabildiğine açıldı. Suriye ile barış görüşmeleri komplosu İsrail’e pahalıya patlamıştı. Yıllardır uğraşıyor telafi etmeye çalışıyor.
 
Şimdi İsrail, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yeniden ilişkileri düzeltmiş gözüküyor. Medyadaki bayram havası bunun en önemli kanıtıdır. Söylenen doğruysa, Beştepe Külliyesine ağzına kadar İsrail’in adamları doldurulmuş. Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 Seçiminde durumu garantiye aldığı İsrail’inse Beştepe külliyesini adamlarıyla tahkim ettiği anlaşılıyor!
 
Siyasette verilen garantiler çoğu zaman yürürlüğe konulamaz; yapılan tahkimatlar da fazla işe yaramaz. Sizin tezgâhınızı bozan bir tezgâh, komplonuzu çökerten bir komplo, hesaba katmadığınız bir hesap her zaman sizi bir sürprizle karşı karşıya bırakabilir. Nitekim FETÖ komplosu ile hazırlanan 15 Temmuz darbe tezgâhı artık tamam gözüyle bakılıp dünyalıları haberdar etmek için canlı televizyon bağlantıları kurulurken her şeyin beklenmedik şekilde tepetaklak olduğunu sadece 3 saat içerisinde bütün dünya öğrenmiş oldu.
 
2019 seçimlerine epeyce zaman var; siyasette 24 saatin bile bazen uzun zaman olduğunu Süleyman Demirel yaşayarak öğrenip söylemişti. Hazırlığı yılları bulan müthiş 15 Temmuz organizasyonunu üç saat içinde akamete uğratıp karşı darbeyi başlatan millî derin devletin sessizliğe gömülüp İsrail-Erdoğan mutabakatının işleyişini gözetlediğini bilmek için geçmiş tecrübelerimiz kâfidir, kâhin olmak gerekmiyor. Millî Görüş’le 40 yıllık mücadelesi boyunca sürekli yenilgiye uğrayarak gerileyen Dünya Siyonizm’inin artık başarı şansı hiç yoktur.
 
Sayı: 973

Diğer MANŞET haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.