SON DAKİKA

İSRAİL ÇARESİZ          ZORBALIKLA NEREYE?          TÜRKİYE GÜÇLÜ VE HAKLI          VİTES DEĞİŞTİRDİ          Sayı 823          KANDİL IŞİD TEHDİDİNDE          SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!          AKP LEVHASI ÇÖPE          DÜNYADA TEK BAŞINA          SAYI 819         

Bugün: 22.10.2017

REİS ZOR DURUMDA!

REİS ZOR DURUMDA!
İl başkanları dahil bütün il/ilçe teşkilatları, MKYK ve kabinenin sürekli yenilenmesine, her seçimde milletvekillerinin birçoğunun değiştirilmesine rağmen Reis'in metal yorgunluk bahanesiyle istifayı gündeme getirmesinin tek nedeni teşkilatları yanında görememesi!..23.08.2017 01:24

Teşkilatlar istifa çağrısını iplemiyor;

REİS ZOR DURUMDA!

 

Türkiye yeni bir sürece giriyor, dengeler değişiyor, kartlar yeniden karılıyor. Cepheler arası mücadelede yeni stratejiler belirleniyor; atlar, jokeyler değişiyor. Toplum olup biteni farkına varmadan boş gözlerle izliyor. Yapılan zikzaklardan, “U” dönüşlerinden başı dönenler kimi izleyeceğini bilememenin sersemliğini yaşıyor…

 

Bütün bunların miladının 16 Nisan Referandumu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sandık sonuçlarının açıklanmasıyla 3 temel gerçek adeta gözlere sokulmuş oldu. Birincisi, iktidarı almak için artık en az seçmenin % 50+1 desteğinin gerektiği gerçeği. İkincisi, MHP destek vermeseydi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın referandumu topluma onaylatamayacağı gerçeği. Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 seçimi için yeni ittifak arayışlarına girmesinin kaçınılmaz hale gelmesi sonucu AKP içerisinde ortaya çıkan yeni denge hesaplarının krizi tetiklemekte olduğu ve küresel gücün durumdan yararlanmaya çalıştığı gerçeği.

 

Her şeyden önce bir kere Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 16 Nisan sonrasında siyasi söylemi, paradigması tamamen radikal şekilde değişmeye başladı. Türkiye’nin bağrını yakan FETÖ ve 15 Temmuz Darbe girişimine ilişkin bile tam bir “U” dönüşü içerisine girdi. Olayı sadece FETÖ çerçevesinde ele alıp dış boyutlarını gündeminden çıkartmaya başladı…

 

15 Temmuz’un birinci yıldönümü kutlamalarında artık ABD’den, NATO’dan, hele İsrail’den hiç söz etmeden yalnızca mücerret olarak FETÖ fenomeninden bahsetti. Tıpkı Ergenekon davaları için ilkönce “savcısıyım” deyip, sonra “kumpasmış” dediği gibi; olayın ardından ABD-NATO-AB için yaptığı suçlamaları yok sayıp unutturarak yalnızca FETÖ’ye indirgedi.

 

Üstelik de FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkartılmasına yönelik taleplere karşı sessizlik içine gömülerek hiçbir açıklamada ve girişimde bulunmadı. Aksine yargının bazı ünlüler ile ilgili tasarruflarını yandaşlarının kamuoyu önünde eleştirmelerine de göz yumdu. Hayati Yazıcı ile ilgili medyada yayınlanan FETÖ ilişkileri de halen sessizlikle izlenmektedir.

 

Gidişat o ki, FETÖ davaları da Ergenekon gibi açmaza sürüklenmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın FETÖ’ye ilişkin yeni yaklaşımı, yargıyı eleştirilere karşı sahipsiz bırakması çok büyük sıkıntılara yol açacak gibi. FETÖ’nün dış boyutu yok sayılır siyasi ayağı da göz ardı edilirse diğerlerinin mahkûm edilmesi küresel sermaye medyası, yandaş medya desteğine rağmen toplumsal infiale yol açabilir. Çünkü artık sosyal medya diye de bir fenomen var.

 

Cumhurbaşkanı küresel güçlerle, küresel sermaye medyası ile uzlaşıp ilişkilerini düzeltmiş bulunuyor. Yandaş medya ile birlikte medyayı bloke etmiş vaziyette. ABD, NATO, BM, AB, İsrail aleyhine tek söz etmeyerek onların da desteğini almış görünmektedir. Böylece, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçiminde içeride ve dışarıda geniş bir yelpazede destek göreceğinden emin olarak siyasi paradigmasını yeniden sil baştan oluşturmaya çalışmaktadır.

 

Ancak her şey böyle göründüğü gibi tozpembe, sütliman değildir. Tam aksine gelişmelerin de olduğu gözlemlenmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün AKP teşkilatlarını, istisna etmeyerek “metal yorgunu, defolu, kişisel çıkarlarını ülke çıkarlarına tercih eden” gibi ağır ithamlara hedef yapması, ısrarla görevini bırakıp kenara çekilmelerini istemesi, tersini yapmaları halinde kapıya konulmakla tehdit etmesi dünyada bir benzeri var mıdır bilmeyiz, Türkiye’nin siyasi tarihinde bir eşine rastlamak mümkün değildir. Çünkü böyle şey yoktur.

 

Daha önce bir eşi-benzeri olmadığından, nasıl sonuç verebileceğine ilişkin öngörülerde de bulunmak tabiatıyla zorlaşmaktadır. Lakin yine de gelişmelere bakarak sonuca dair hesap, tahmin yapmak mümkündür. Gidişatın geleceğine ilişkin öngörüde bulunabilmeyi mümkün kılacak bir hayli gelişme var. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın neden bu ağır suçlamalarla tüm teşkilatları hedef aldığının elbette ki bir sebebi, maksadı olmalıdır ki, bu çok önemlidir. Önce bunun üzerinde duralım…

 

Bütün teşkilatların, kadroların, milletvekillerinin, bakanların sürekli değişip yenilendiğini hiç kimse yadsıyamaz. Örneğin 16 yıllık AKP’nin Elazığ’daki il başkanı yanılmıyorsak 12.dir ki genellikle her gelen tüm yönetimi yenilemektedir. İl başkanlarının tamamının da yukarıdan atandığını belirtelim. Bu durum milletvekili bazında da böyledir. AKP’nin eskitilip bir kenara bırakılan MKYK üyelerinin, bakanların da çetelesini tutmak kolay değildir. Sürekli değişime uğrayan bir teşkilat için başka şeyler denilebilse bile metal yorgunluğundan söz edilemez.

 

Bu durum muvacehesinde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın teşkilatlarla ne alıp veremediği olabilir? Bunu tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek: Teşkilatları kendi yanında görse bunca şamataya başka sebep kalır mı? Efendim, seçim sonuçları beklediği gibi olmayınca teşkilatları sorumlu tutuyor. Bunun makul ve mantıklı bir neden olmadığı bir yana sorumlusu da kendisidir. Seçim sonuçları iyi olunca benim sayemde, kötü gelince de teşkilatlar, belediyeler metal yorgunu demek olmaz. Teşkilatlar her halükârda işlevsizleşir.

 

Dedik ya, tek neden teşkilatları yanında görmüyor; gerisi hikâye. Peki, teşkilatlar nedendir; partilerinin kurucusu başarılı liderlerinin yanında değil? Bunun bir mantığı, sebebi var mı?

 

Elbette ki her şeyin bir nedeni, gerekçesi vardır; yeter ki irdelenip araştırılsın bulunsun. Biz isterseniz bunu yapmaya çalışalım ve bu irdelemeye, araştırmaya şuradan başlayalım:

 

16 Nisan Referandumu sonrası Başbakan Yıldırım’a gazeteciler sordu; AKP’yi olağanüstü kongreye götürüyor musunuz diye, aldıkları cevap hayır oldu! Fakat hemen ardından Reis olağanüstü kongreye gidilmesini istedi ve gidildi, böylece AKP Genel başkanı seçildi.

 

Lakin mesele yapılmak istenmese de sonradan anlaşıldı ki Reis MKYK’ya istediği isimlerin çoğunu koyamamış. Daha evvel Başbakan Davutoğlu’na Katar ziyareti sırasındaki komplo ile altını boşaltması gibi bir durumu bu defa da tam aksine Başbakan Yıldırım kendisine mi yapacak diye korkması bundandır. Etme korkma, ettiysen korkarsın; o da korkuyor. Çünkü bu defa kaybedebileceği Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığıdır; mesele mühimdir.

 

Başbakan Yıldırım Ahmet Davutoğlu gibi diklenmiyor; gayet itaatkâr, mütevazı davranarak hiçbir konuda aykırı ses çıkartmıyor, Reis’le hiçbir sorun yaşamıyor. Oldukça uyumlu profil çizerek kamuoyunda olumsuz bir izlenim bırakmıyor; lakin her konuda Reis’e kök söktürür gibi bir durum da söz konusudur! Çünkü AKP’nin MKYK’sında Reis’e yaptığını; kabinedeki değişiklikte, alınan YAŞ kararlarında da yaptığı anlaşılıyor. Yani Binali Bey tekin biri değil!

 

Zaten tüm bu gelişmelerin öncesinde Başbakan Binali Yıldırım’ın Reis’i programda yokken ani bir kararla ziyaret edip her defasında 6 saat gibi oldukça uzun süreler görüşmesi sorun yaşandığını erbabına çok güçlü şekilde hissettiriyordu. Lakin ne küresel sermaye medyası ne de yandaş medya bütün bu konuları irdelemeyerek kamuoyunu karartmayı yeğliyor.

 

Yalnızca bazı yazarlar bu konuları birtakım imalarla işleyerek, kamuoyunun anlamayacağı çift yüzlü ifadelerle köşelerinde ele aldılar. Bir tehlikeden yeri, zamanı gelmeden söz edip kimilerini ürkütmek, kimilerini uyandırmak istemiyorlar. Lakin son zamanlarda giderek artık daha fazla ucunu çıkarıp mızrağı göstermeye başladılar. Masonların uykulu gözlere yavaş ışığı verme yöntemini kullanarak olayı yansıtmaya başladılar. İlgiyle de izliyoruz.

 

Konuya ilişkin irdelenmesi gereken başka gelişmeler de var. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Başbakan Binali Yıldırım Sivas’taki mitinge ve açılışlara davet etti, o da memnuniyet ile koşup gitti. Ancak Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın 16. yıldönümüne ilişkin kutlama programına vaki davetine icabet etmedi. Gül’ün bu net ve sert tavrı herkese Erdoğan’a rakip aday olma deklarasyonu gibi geldi. Bu nedenle küresel sermaye medyası ve yandaş medya unsurlarınca incitici eleştirilere konu yapıldı. Reis’in vaki davetine icabet edip 16. yıldönümü kutlamalarına katılan Davutoğlu’nun ise Gül’e yakınlığı sır değildir.

 

Bir de gözlerden kaçıp unutulmuş bir başka olay var konuyla alakalı ki, o da şu: Başbakan Binali Yıldırım göreve başlarken selefi Ahmet Davutoğlu ile Çankaya Köşkünde hiç olağan olmayan bir uzun görüşme yaptı ki, o da 6 saat sürmüştü. 6 saatlik görüşmelerin sembolik bir nitelik aldığı gözlemlenmektedir.

 

Tüm bu yaşananları Reis ile Binali Yıldırım arasında da Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu gibi bir sorun yaşandığı şeklinde değerlendirmek kesinlikle yanlış olmaz. Ancak 2 nedenle bu sorun henüz kol kırılır yen içinde kalır yaklaşımı ile geçiştiriliyor. Birinci nedeni, Binali Yıldırım Ahmet Davutoğlu gibi dik başlı olmadığı için sorunun kronikleşmesini kolaylaştırıp akut hale getirmiyor. Daha önemli ikinci nedense Reis’in bir dediğini iki etmeyen Yıldırım’a patlamasının kamuoyunda uyandıracağı tepkiden korkmasıdır. Bu kadarı da olmaz, kimse ile uyuştuğu yok artık gerçekten diktatörleşti eleştirilerine muhatap olmaktan Reis ürküyor.

 

Reis bu netameli gelişmeler karşısında oldukça zor durumda olmasına karşın, küresel güç ve küresel sermaye medyası ile ilişkilerine bugüne kadar hiç olmadığı kadar yüksek düzey tutturmuş durumda. Demediklerini bırakmayanlar artık gözü üzerinde kaşı var demiyorlar!

 

Diktatör demeyi unuttular, unutturmaya çalışıyorlar. Bir siyasi liderin asla ağzına almaması gereken sözleri patavatsızca her gün, her yerde, her vesile ile sarf ederken; bunu aleyhine kullanmayı asla düşünmüyorlar. Tam tersine, Reis diyorsa bir hikmeti vardır muamelesi çekerek topluma da bunu yedirmeye çalışıyorlar. Bu sayede metal yorgunu, defolu, kişisel çıkarını ülke yararına tercih eden gibi yenilir yutulur olmayan suçlamaları bütün bir örgütün mensuplarına yöneltirken kimseden tepki doğmamasını sağlıyorlar.

 

Reis ise artık “Dünya beşten büyüktür, NATO müttefiklerimiz bize saldıran terör örgütlerini destekliyor, Avrupa birliği bizi alacaksa alsın almayacaksa bunu mertçe desin” gibi radikal söylemleri artık ağzına almıyor. FETÖ’nün dış desteğinden de artık hiç söz etmiyor. Fakat Almanya ve Merkel’e hala yüklenmeyi sürdürüyor. Merkel’in de ABD, NATO, İsrail, küresel güç ile arası çok iyi değil. Neyse bu ayrı bir konu, geçelim.

 

Giderek tablo netleşmeye başlıyor. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Binali Yıldırım Reis’in karşısına çıkma egzersizleri yapıyorlar. Reis teşkilatları hedef aldığına göre yanında değil! Peki, değiştirebilir mi? Anlaşılan o ki çok zor. Çünkü salt medya desteği ile olacak iş değil. Reis mevcut teşkilat, olağan büyük kongrede kendisini genel başkanlıktan düşürecek diye endişe ediyor! Bu yüzden de toptan hedef yapıp saldırıya geçerek itibarsızlaştırma yoluna gidiyor. Bu, geçmişte emsali görülmemiş yöntemin nasıl bir sonuç vereceğini merak ediyor bazı gözlemciler. Bizim ise en çok önemsediğimiz millî derin devletin tutumudur; Erdoğan’ı nicedir gözden çıkardığını gelişmelerden çıkarsıyoruz. Millî derin devletin asla başarısızlık yaşaması söz konusu değil. Bu yarım asırdır hiç olmadı. Olması ise Türkiye’nin sonu olur.

 

Sayı: 978

Diğer MANŞET haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.