SON DAKİKA

İSRAİL ÇARESİZ          ZORBALIKLA NEREYE?          TÜRKİYE GÜÇLÜ VE HAKLI          VİTES DEĞİŞTİRDİ          Sayı 823          KANDİL IŞİD TEHDİDİNDE          SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!          AKP LEVHASI ÇÖPE          DÜNYADA TEK BAŞINA          SAYI 819         

Bugün: 18.12.2017

SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!

SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!
Suriye’deki Nusayri, Irak’taki Şii yönetim resmi devlet statüsünde olmalarına rağmen Sünnilere katliam yaparken sessiz kalan Haçlı Batı Dünyası ve yerli uzantıları bir direniş örgütü olan IŞİD ne yapsa kıyametler koparıp dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Terörist olarak lanse etmek için Haçlı Batı her şeyi vesile yapıyor. İslam ile terörü özdeşleştirmek için her olayı fırsat biliyor.12.08.2014 21:32



ABD IŞİD’i vurdu yalancıların mumu söndü;

SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!

 

Çeşitli çevreler ABD’nin IŞİD’i desteklediğine ilişkin etkili propagandalar eşliğinde akıl almaz bir vahşet sergilediğini sürekli pompalayarak itibarsızlaştırıp Müslümanların gözünden düşürmenin her türlü yöntemini uygulamaktadırlar.

İllegal bir örgüt olarak faaliyet yapma durumunda olduğundan kendini savunmak, enformasyon imkânlarından yararlanmak için çok kısıtlı şartlara sahip olması nedeniyle yapıp yapmadığı her şey ona mal edilerek dehşet bir karalama kampanyasına hedef yapılmaktadır.

Suriye’deki Nusayri, Irak’taki Şii yönetim resmi devlet statüsünde olmalarına rağmen Sünnilere katliam yaparken sessiz kalan Haçlı Batı Dünyası ve yerli uzantıları bir direniş örgütü olan IŞİD ne yapsa kıyametler koparıp dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Terörist olarak lanse etmek için Haçlı Batı her şeyi vesile yapıyor. İslam ile terörü özdeşleştirmek için her olayı fırsat biliyor.

Batı emperyalizminin İslam düşmanlığının özünde münhasıran Ehlisünnet vardır. Batı, terörizm ile özdeş gösterip düşman hedef haline Sünni İslam’ı getirmeye çalışmaktadır. Terörle suçlayıp IŞİD’i hedef haline getiren Haçlı Batı ve yerli uzantılarının temel nedeni Sünni Müslümanlardan oluşmasıdır.

Terör örgütü olduğu dayatması ve korkunç karalamalar nedeniyle başta Türkiye, hiçbir ülkeden himaye, destek görmeyen IŞİD’in asıl suçu Sünni olmasıdır. İslam ülkelerinde Sünni çoğunluğa karşın Yahudiliğin eseri sapkın mezheplerin desteklenerek iktidar yapılması Osmanlı Devletinin yıkılmasından sonra Dünya Siyonizm’inin bir genel uygulamasıdır.

En büyük haçlı seferi Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti yıkılarak İslam hilafeti son bulduktan sonra Batılı devletler işgal ettikleri yerlerde Sünni Müslümanları devlet yönetiminden, ekonomiden, kültürel hayattan dışlayarak çeşitli işbirlikçi azınlıklara yönetimleri bıraktılar. Bunu en başta 1923 hile rejimi ve köle düzeni devrimleri ile Türkiye’de gerçekleştirdiler.

Böylece, sömürgeleştirdikleri toplumlara sözde bağımsızlıklarını verirken bu işbirlikçi azınlıkları iktidar yaparak örtülü sömürge yöntemlerini uygulamaya başladılar. İşbirlikçileri sömürgecilerin yaptıklarını aratmayacak baskıcı dikta rejimleri kurarak Sünni Müslümanlara zulümler yaptılar.

ABD ve müttefikleri Körfez Savaşı ardından işgal ettikleri Irak’ta aynı şeyi yaptılar. Baasçılardan aldıkları iktidarı Şiilere devredip Irak’tan çekildiklerinde, Sünni çoğunluğu yönetim dışında tutup diğer tüm kesimlerden oluşan bir koalisyon oluşturdular.

Suriye’deki sosyalist Baas rejimi Nusayri azınlığa dayanırken, Irak’taki Baas rejiminde Saddam Hüseyin, Sünnilere dayalı bir yönetim oluşturmuştu. Sünnilerin % 55, Şiilerin % 45 olduğu ifade edilerek büyük bir kitlenin yönetimden uzak tutulduğuna dair önceleri eleştiriler yönetiliyordu.

Sonra ABD ve müttefikleri Irak’ı işgal edip Sünnilerin iktidarını devirdiklerinde Şii nüfusun %60’ı geçtiği, diğer azınlıklar dışında kalan Sünnilerin %20’ler civarında olduğu ifade edilir oldu. Ama bu % 20 dedikleri Sünni kesimi de dışlayarak diğer bütün azınlıkları yönetime dâhil ettiler!

Hiçbir istatistiki veriye dayanmayan, tamamen art niyetli ve kasıtlı spekülasyonlarla ileri sürülen Irak’taki Sünnilerle Şiilerin oranlarına ilişkin bilgiler siyasi amaçlı kullanılmaktadır. Rakamlardan hareketle Irak’taki Sünni nüfusu sürekli azaltıp Şii nüfusu arttıran egemen güçlerin gayrimüslim azınlıkları öne çıkartıp hakları olanın çok üstünde statülere sahip konuma getirdikleri görülüyor.

Türkiye’nin çabaları sonucu yönetimde yer verilen Sünni temsilcilerine teröristlerle işbirliği yaptı diye suçlamalar yönelten Şii Nuri Maliki yönetimi haklarında tutuklama kararı çıkarttı. Sünnilere yönelik katliamlar yapan Şii yönetim asıl IŞİD’in etkinliğine yol açan bugünkü tabloya yol açtı.

Hıristiyanlığı tahrif edip mensuplarını karşıt mezheplere ayırarak birbirleriyle savaştıran Yahudi hahamlar; İslam dinini tahrif edemediler ise de mensuplarından sapkın mezhepler oluşturdular.

Sapkın mezhep mensuplarını kullanarak Müslümanlar arasında her türlü ayrılık tohumunu ekip fitne, fesat ve iç kargaşalara yol açtılar. Başta Şiilik, İslam’daki diğer bütün sapkın mezheplerin Yahudilik ile birçok benzerlikleri vardır. Örneğin Şiilikteki takiye Yahudilikten alınmadır.

Yahudilik ırkçı bir din olarak başkalarını kabul etmediği için tarih boyunca azınlıkta kaldığından, bu eksikliğini, zaafını başka dinler, toplumlar içinde işbirlikçi, yandaş fırkalar, gruplar ihdas edip telafi etmenin yolunu bulmuştur. Kabalist hahamlar bunu tarih boyunca sistematik olarak yaptı.

Bugün Ortadoğu’daki mezhep, etnik temelli ayrışmaların asıl amacı, İsrail işbirlikçisi azınlıkların allem-kullem edilerek yönetimlere getirildiği, parçalanmış bir coğrafya oluşturulmasıdır. ABD ve müttefiklerinin Irak’ı işgal etmeleri ile başlayan etnik-mezhep ifade eden tanımlamaların sıklıkla kullanılmasının nedeni de buydu. İşgalden hemen sonra Irak sözü yerine Şii Arap, Sünni Arap, Hıristiyan Arap, Süryani, Kürt, Türkmen, Yezidi, Dürzi gibi tanımlamalar kullanılmaya başlandı.

Türkiye’nin komşu ülkeler ve toplumlarla sıfır sorun politikası izlemesini suçmuş gibi göstererek yerden yere vuranlar; bu politikayı akamete uğratmak için her yola başvuran emperyalist güçler hakkında bir şeycik deme gereğini duymuyorlar.

Türkiye’nin sıfır sorun politikası başarısızlığa uğrasın diye elinden geleni ardına koymayanların bölge ülkelerinde ve toplumlarında İsrail işbirlikçisi vesayetçi yönetimlerin işbaşına getirilmesini amaç edindikleri açıktır. İstenen Türkiye’yi Ortadoğu’dan dışlayıp İsrail’in egemen kılınmasıdır.

Türkiye’nin bölge lideri küresel bir güç olmasından İsrail ve işbirlikçileri rahatsızlık duymaktadır. İslam Birliğinin fiilen hayata geçirilmesi yönünde Türkiye’nin geliştirdiği politikalar, attığı adımlar ve yumuşak gücünü etkin hale getirmesi karşısında bir Şii duvarla kuşatılmasına çalışılıyor.

İran’a yakın Afganistan’ın Şii bölgesinden Irak ve Körfez Ülkelerine, Nusayri azınlık yönetimine mahkûm edilen Suriye’den Şii Hizbullah Örgütünün etkisine sokulan Lübnan’a kadar Türkiye’yi kuşatan duvarı Sünni direniş örgütü IŞİD ortadan kaldırdığı için Batı büyük tepki gösteriyor.

Daracık Gazze şeridine binlerce ton bomba yağdırarak Filistinlilerin evlerini başlarına yıkan ve çoğu çocuk, kadın binlerce sivil öldürülmesine nicesinin yaralanmasına yol açan İsrail’i sessizce izleyen Batı Dünyası, IŞİD’ten kaçıp dağa sığınan Yezidileri kurtarmak için ayağa kalktı.

Sivil halkın ürkütülüp göç ettirilerek emperyalist amaçlı senaryolar için kullanılmasını Yezidilere uygulanan bu son mizansende ilk kez görüyor değiliz. Daha önce Körfez Savaşı sırasında Kürt Halkı da benzeri bir senaryo ile Türkiye sınırlarına doğru göçe zorlanmıştı.

Kuzey Irak uçuşa yasak bölge ilan edilip kontrol altında tutulmasına rağmen Saddam’ın ordusu geliyor diye korkutulup yollara düşürülen Kürt Halkını eğer Türkiye büyük basiret gösterip sınırı açık tutarak uzun süre misafir etmeseydi çatışma çıkartılacaktı. PKK terörüne toplumsal destek ve siyasal avantaj sağlanarak Türkiye’nin bölünmesi amacıyla kullanılacaktı.

Türkiye’nin bu alicenap yaklaşımına, misafirperverliğine rağmen; süreci PKK terörü güçlenerek ivme kazansın diye fırsata dönüştürmeye çalıştılar. Ama Türkiye, içeriden de değişik kesimlerin ihanetine, işbirliği etmesine rağmen bütün bu süreçleri geride bıraktı ve bölücü terör sorununun barış, diyalog içerisinde çözüm yoluna girmesini sağladı.

Siyonist medya ve İsrail işbirlikçilerinin korkunç karalama kampanyaları ile şeytanlaştırdığı IŞİD terör örgütü statüsüne alındığı için Türkiye açıktan sahiplenemese bile dolaylı destek verdiğine dair iddiaların hepsinin asılsız olduğunu düşünmek doğru bir yaklaşım olmaz.

Türkiye yararına bir misyon yerine getirdiği çok açık olan IŞİD’e başka bir gücün destek verme ihtimali söz konusu olamaz. Bir küresel güç desteklemeden IŞİD’in bunca etkili olabilmesi asla mümkün olmayacağına göre, bu güç ancak Türkiye olabilir. Diğer ihtimal, İsrail’in desteklemesi ise olacak şey değildir. Hem, İsrail desteklese Pentagon ne diye IŞİD unsurlarını bombalasın?

Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği gerçekliği akıl ve mantığın gereği olsa dahi, hiçbir legal unsurun, resmi devlet biriminin bu desteği hiçbir şekilde sağlaması mümkün değildir. IŞİD misyonundan, icraatından Türkiye yararlanıyorsa ve başka bir ülkenin desteklemesi söz konusu değilse; nasıl bir izah getirilebilir?

Eğer ortada bir realite varsa ve izahı için açık deliller yoksa tek çare ipuçlarını değerlendirmeye çalışmaktır. Bunun için ise bilinen gerçeklerden yola çıkarak ipuçlarını aramak gerekir…

Afganistan’ı işgale kalkışması karşısında direniş başlatarak nihayetinde SSCB’nin dağılmasına ve iki kutuplu dünya düzeninin son bulmasına yol açan Mücahit Grupların, yakın tarihin gerçeği olduğu asla yadsınamaz.

ABD ve müttefiklerinin Afganistan’daki Mücahit Gruplar içine nüfuz etmek için desteklediğini de dünya âlem bilmektedir. Sonuçta Afganistan’daki Mücahit Grupları bölüp parçalayarak birbirine düşüren, karşı karşıya getirip savaştıran ABD ve müttefikleri karşısında bağımsız kalan, cihada devam eden gruplar her zaman oldu. Afgan Mücahitlerinin cihadı dünyaya böyle yayıldı.

ABD ve müttefikleri, içlerine nüfuz edip böldükçe; İslami Cihad grupları gelişti, çeşitlendi, eylem ve faaliyet alanları genişleyerek bütün İslam ülkelerine yayıldı. Batılı güçler kontrolüne girenleri provokatif amaçlar için kullanıp İslami Cihad gruplarını Müslümanların gözünden düşürmek için teröre alet etmeye çalıştılar. Ancak hiçbir zaman umdukları sonuçları alamadılar.

SSCB’nin dağılmasından sonra tek süper güç ABD liderliğinde Yeni Dünya Düzeni ilan edildiği ve Birleşmiş Milletlerin devre dışı bırakılarak fiilen lağvedildiği süreçte Afganistan ve Irak’ı işgal ederek Siyonist neo-con’lar, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmek istediler.

Aslında Büyük Ortadoğu Projesi içinde hayata geçirilmek istenen Büyük İsrail Projesiydi. Fakat ABD ve müttefikleri Irak’ta, Afganistan’da yenilgiye uğratılarak büyük askeri/ekonomik kayıpları sonrasında bölgeden çekilmek zorunda bırakılınca proje rafa kaldırılmak zorunda kalındı.

ABD ve müttefikleri Birleşmiş Milletleri devre dışı bırakarak Afganistan’ı, Irak’ı işgal ettiklerinde; dünyada hiçbir ülke, küresel kuruluş karşı çıkmadı. İşgal edilen ülkelerin askeri güçleri direnişe geçip savaşmadan bertaraf edildiler. Bütün dünya bu kanlı işgalleri sadece seyretti.

Buna rağmen ABD ve müttefiklerinin Irak’tan, Afganistan’dan yenilip çekilmek zorunda kaldığı, başka türlü tevil edilemeyecek bir gerçekliktir. Bunu gerçekleştiren ise terörizm ile suçlanan El-Kaide ve türevi İslami Cihad örgütlerinin direnişleri oldu; başka bir şey değil!

Daha açık ifade etmek gerekirse bugün Irak Şam İslam Devleti örgütü olarak ortaya çıkan, alan hâkimiyeti kurmuş bulunan örgütün ilk kurucu prototipinin Afganistan’da SSCB işgali karşısında direniş başlatan Mücahit Gruplar olduğunu söylemek gerekir. Çok uluslu İslami Cihad Örgütleri şeklinde, Haçlı Batı emperyalistlerin işgal ettikleri Müslüman ülkelerde direniş başlatıyorlar.

Daha önce Çeçenistan’da, Bosna Hersek’te, Cezayir’de, Arap Baharı yaşanan bazı ülkelerdeki direniş hareketlerinde önemli roller üstlenen çok uluslu cihad örgütlerinin aynı merkezden sevk, idare edildikleri tartışma götürmez açıklıktadır. Tek merkezden yönetilmeden farklı coğrafyaları faaliyet alanı olarak kullanıp aynı amaca hizmet ederek ortak düşman karşında savaşmak asla mümkün değildir, bu aklen, mantıken muhaldir.

Dünya Siyonizm’inin kontrol ettiği küresel güçlerin, istihbarat örgütlerinin içine nüfuz etseler bile dağıtıp yok edemedikleri, belirlenen hedeflerinden saptıramadıkları İslami Cihad unsurları daha da güçlenerek birçok bölgede senkronize bir savaş yürütmektedirler. Haçlı Batı emperyalizmini İslam ülkelerinden kovanlar bunlardır.

İslami Cihad örgütleri güçlenip direniş alanlarını genişletirken Türkiye’nin birlikte güçlenerek bir küresel güç haline geldiği, uluslararası konularda etkili faktör olduğu gözlemleniyor. Küresel bir güç olmanın kriterlerinden biri caydırıcı nükleer silahlara sahip olmaksa bir diğeri bu tür örgütlü illegal unsurları kullanma kabiliyetidir.

Dünyanın ABD ile SSCB arasında bölüşüldüğü iki kutuplu küresel düzende bir ülkede anarşiyi, silahlı eylemleri, ihtilalleri, darbeleri bu iki süper güç kullanarak siyasi ve ekonomik amaçlarına ulaşmaya çalışırdı.

İki kutuplu dünya düzeni ile iki süper güç Afganistan ve Irak işgallerinde İslami Cihad direnişine yenilirken, Türkiye’nin de içinde yer aldığı bugünkü çok merkezli küresel güçler dengesi oluştu.

Afgan Mücahitlerinin başlattığı, sürekli gelişen çok uluslu İslami Cihad örgütlerinin faaliyetlerini, eylemlerini bölge lideri küresel güç olma doğrultusunda en iyi lehine çevirenin Türkiye olmasını tesadüf olarak düşünmek, öyle açıklamak son derece sığlık olur.

Bir kere her şeyden önce, yadsınamaz bir gerçekliği görmek lazım. SSCB’nin Afganistan’ı işgal ettiği süreç boyunca Mücahit Gruplarının en büyük destekçisinin komşu ülke Pakistan’ın Devlet Başkanı Ziyaülhak olduğu yadsınamaz. Ziyaülhak’ın CİA’nın komplosu bir helikopter kazasında hayatını kaybettiği de genel kabul gören bir olgudur.

Ziyaülhak’ın, çok yakın bir dostluk ve işbirliği içinde olan Erbakan’ı bir muhalefet partisi başkanı olarak Pakistan’da Cumhurbaşkanlığı sarayında bir hafta boyu konuk ederek istişareler yaptığı ve birlikte çalıştığı tarihi bir vakıadır.

Refah Partisi henüz Meclis dışında iken İstanbul’da tertiplediği bir etkinliğe Afganistan Mücahit gruplarından Hizbi İslami’nin lideri Gülbettin Hikmetyar’ın Ziyaülhak’ın özel uçağı ile gelerek bu toplantıya katıldığı, Tayip Erdoğan’la çekilen ünlü fotoğrafının o zaman çekildiği, bir tarihi vakıa olarak bilinen, yaşanan bir gerçekliktir.

Diğer bir Afganistan Mücahit Grubu olan Cemiyet-i İslami’nin lideri Burhanettin Rabbani’nin de sıkça, Erbakan’ın daveti ile Millî Görüş partilerinin etkinliklerine katıldığı keza tarihi bir vakıadır. Bu iki zattan biri Afganistan’da Başbakanlık, diğeri Cumhurbaşkanlığı yapmıştır.

Erbakan ile kardeş olan Ziyaülhak’ın 12 Eylül 1980 Darbesinden sonra Kenan Evren ile kardeş olduğunun açıklanması Millî Selamet Partisi çevrelerinde tepki ile karşılanmıştı. Başta Erbakan Millî Selamet Partisi “kurmay heyeti” Mamak Askeri Mahkemesinde yargılanırken, Ziyaülhak da 12 Eylül 1980 Darbesinin lideri Kenan Evren’in resmi davetlisi olarak Ankara’da idi ve iki liderin birbirine kardeş oldukları resmen ilan ediliyordu! Bu çelişki Millî Selamet Partilileri şaşırtıyordu.

Tüm bu gerçekler ışığında bakıldığında, Afganistan Mücahit gruplarının arkasındaki asıl gücün Erbakan ve Türkiye olduğu çok net görülebilir. Bu nedenledir ki ilk prototipi Afganistan Mücahit grupları olan bugünkü çok uluslu İslami Cihad gruplarının eylemlerinin Türkiye lehine sonuçlara yol açması bir tesadüf değil, yürütülmekte ve gerçekleşmekte olan bir planın gereğidir.

ABD tarafından desteklendiği yalanını kasıtlı şekilde servis ederek IŞİD’in Dünya Müslümanları nezdinde itibar ve güven kazanmasını önlemeye çalıştılar. IŞİD; emperyalist güçler, işbirlikçileri karşısında ilerleyişini sürdürüp dayanılmaz boyutlara vardığında, ABD havadan bombardımana mecbur kaldı. Böylece mızrak çuvala sığmaz hale geldi.

El-Kaide ve IŞİD gibi sürekli şekilden şekle giren, savaştıkları bölge ve şartlara kolayca adapte olan, adeta metamorfoz geçiren illegal örgütlerin münhasıran emperyalist Haçlı Batının işgalini püskürtmeyi misyon edinmesi, arkasında büyük bir gücün, siyasi akıl ve iradenin olduğunu çok açık göstermektedir.

IŞİD’i yöneten, her türlü komplike desteği sağlayan, misyonunu belirleyen, hedefini koyan gücü anlayıp bilmenin bir genel geçer yöntemi kimin amaçlarına hizmet ettiğinin tespit edilmesidir.

Olaya böyle bakıldığında IŞİD’in Suriye’de, Irak’ta başlattığı geniş kapsamlı, başarılı eylemlerin Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini artırdığı, önüne konulmaya çalışılan engelleri bertaraf ettiği çok net görülebilmektedir.

Zaten IŞİD’in Türkiye tarafından desteklendiğine dair Batılıların ve yerli uzantılarının çok ısrarla dillendirdikleri iddialar söz konusudur. Fakat bu iddialar maddi kanıtlardan yoksun ve spekülatif niteliktedir. Zaten işin en azametli ve ürkütücü yanı da budur.

Nasıl olur da El-Kaide ve IŞİD gibi dünyanın dengelerini değiştiren örgütlerin siyasi amaçlarına, hedeflerine hizmet ettiği Türkiye ile bir maddi bağlantısı, ilişkisi tespit edilip ortaya çıkartılamaz!

Bu durum ister istemez insanı şöyle bir düşünce ile karşı karşıya getiriyor: Demek ki merkezini, mekanizmalarını kimsenin bilemediği bir küresel yapılanma Türkiye adına bu illegal direnişçiler üzerinden bölge coğrafyasını emperyalist güçlerden ve işbirlikçilerinden kurtarmak istiyor.

Bugüne kadar; Afgan Mücahitleri fenomeniyle dünya literatüründe yer almaya başlayan, sürekli isim, şekil, mahiyet değiştiren küresel İslami Cihad örgütlerinin bütün çabalara rağmen, içlerine nüfuz edilememesi, edilse bile dağıtılıp nihai sonuç alınamaması; karşı konulmaz bir üstün akıl ve irade tarafından organize edildiği, sevk ve idare edildiği gerçekliğini gözler önüne seriyor.

Bidayetinden beri; ABD’nin bu İslami Cihad örgütlerini kurduğuna, yönettiğine, fakat kontrolden çıktıklarına dair söylemler, iddialar dünya kamuoyuna yansıtılmaktadır. ABD’nin, başka küresel güçlerin İslami Cihad örgütleri ile alakaları nüfuz edip kullanmak ve dağıtmak dışında olamaz.

Ama bunda ne kadar başarılı olunduğu da ortada! Sonunda, El-Kaide lideri Usame Bin Ladin’e suikast yapılıp ortadan kaldırıldı. Bugün ise IŞİD hedefleri bombalanıyor. ABD’nin İslami Cihad örgütlerini desteklediğine dair töhmeti ortadan kaldırmaktan başka bu bir sonuç vermez.

Afganistan ve Irak işgallerinde yenik düşerek bölgeden çekilen ABD ve müttefiklerinin, yeniden askeri güçle geri dönmeleri ve savaşmaları ihtimali kalmamıştır. Havadan yapılan saldırılarla bir sonuç alınabilseydi İsrail daracık Gazze şeridinde alırdı. ABD sadece hava bombardımanlarını uzun süre sürdüremez, sürdürse bile hiçbir sonuç alamaz.

ABD ve müttefikleri kara savaşını göze almadıkça -ki asla alamazlar- IŞİD’ten ele geçirdiği ve toplumsal desteğine sahip olduğu şehirleri hava bombardımanı ile geri alamazlar. İşbirlikçilerini de Irak ve Suriye yönetiminden uzaklaştıracak gelişmeler ortaya çıkarsa ABD hava saldırılarını da sürdüremez. Buna artık meşru gerekçe bulamaz.

Bütün mesele; İsrail, ABD, BM, Avrupa Birliği, NATO Türkiye’yi bir şekilde karşısına alamadığı, köşeye sıkıştıramadığı için bölgedeki gelişmelerden yarar sağlamasını engelleyememektedir.

Türkiye artık sahip olduğu ileri savunma sanayii, üstün teknolojisi, güçlü ordusu ve üstün siyasi aklı ile düşmanlığından sakınılan, dostluğu aranan bir küresel güç haline gelmiş bulunuyor. Bu, gelişmekte olan ekonomisinin de güçlenmesine büyük katkılar yapıyor.

Türkiye’nin bu engellenemez yükselişi karşısında kimsenin yapacak pek bir şeyi yoktur. İslami Cihad örgütlerinin direnişi karşısında da yapılabilecek fazla bir şey bulunmuyor.

Haçlı Batı emperyalizminin askeri işgalleri karşısında Müslüman Coğrafyayı savunma misyonu üstlenen uluslararası İslami cihad ve direniş örgütlerinin Türkiye’yi tarihi hinterlandında yeniden söz sahibi kılacak şekilde sevk ve idare edilmesi bir üstün akıl ve iradenin varlığını gösteriyor.

Büyük Ortadoğu Projesi ambalajı içinde Büyük İsrail projesinin hayata geçirilmesi, ABD’nin Irak işgalindeki yenilgi sonucu bölgeden çekilmesi ile birlikte rafa kaldırılmış bulunmaktadır.

Yalnızlaşan İsrail’in bir çılgınlık yapıp Türkiye’ye savaş başlatması ise Siyonizm’in sonu olacak.

 

Sayı: 822


Etiketler: IŞİD - ABD - sünni - şii

Diğer MANŞET haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.