SON DAKİKA

İSRAİL ÇARESİZ          ZORBALIKLA NEREYE?          TÜRKİYE GÜÇLÜ VE HAKLI          VİTES DEĞİŞTİRDİ          Sayı 823          KANDİL IŞİD TEHDİDİNDE          SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!          AKP LEVHASI ÇÖPE          DÜNYADA TEK BAŞINA          SAYI 819         

Bugün: 18.12.2017

TÜRKİYE KARŞITLIĞI

TÜRKİYE KARŞITLIĞI
Türkiye’yi ne içeriden işbirlikçilerini kullanarak çökertebildiler, ne de işgal ve istilaya gözleri kesiyor. Tek yapabildikleri Türkiye’yi hedef yapıp karalamak, itibarsızlaştırmaktan ibarettir.29.08.2017 22:56

Siyaset ABD-SSCB karşıtlığıyla yapılırdı… Yeni trend:

TÜRKİYE KARŞITLIĞI

 

Dünyaya ideolojiler ihraç eden Avrupa’nın ülkelerinde siyasi partiler Türkiye karşıtı söylem ve eylemlerle artık seçim kampanyalarını yürütüyorlar. Asırların tortusu Türk düşmanlığını çalkalayarak dipten yüzeye çıkarmakta, güncelleştirmekte ve siyasi argüman olarak servis etmekteler. Önce Avusturya, ardından Hollanda ve Fransa, şimdi de Almanya Türkiye’deki yaşanan gelişmeleri ülkelerindeki seçimlerde siyasi malzeme olarak kullanıyor. Daha önce de İngiltere, İtalya ve diğer birçok Avrupa ülkelerinde bu durum gözlemlendi.

 

Avrupa’dan kaynaklanan siyasi akımların dünyaya yayılma hızları her zaman yüksek oldu; bu defa da öyle olacağından şüphe edilmemelidir. Türkiye karşıtlığı şeklinde başlamasının Türkiye düşmanlığına dönüşmesinde bir aşama olarak görülmesi gerekir. Türkiye’yi hedefi haline getiren Batı dünyanın desteğini almak için her türlü hile, entrika ve spekülasyondan yararlanmaya çalışacaktır.

 

Batıdaki bu Türkiye karşıtlığının miladının Cumhurbaşkanı Erdoğan’la başlatılması eğilimi, çok yaygın olsa da doğru değildir. Aslında AKP Batının Millî Görüş karşısında çözüm/çare olarak başvurduğu bir girişimdi, lakin geri tepti. Şimdi de AKP misyonuna karşı bir çözümü gündemine almış olsa da umutsuz vaka gibi görülmektedir.

 

AKP’nin Millî Görüş’e karşı bir çözüm olarak ortaya çıkarıldığı süreçteki fabrika ayarlarının yeniden yapılmasına ilişkin Kemalist Pelikancıların yürüttüğü çalışmalar çıkmaza girmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “raconu ben keserim” çıkışını kim nereye çekmeye çalışırsa çalışsın Mehmet Barlas ailesinin temsil ettiği küresel gücü arkasına alan ve AKP’ye dönük bir operasyonu planlayan mahfili hedef alan bir çıkıştır.

Doğrudur Cumhurbaşkanı Erdoğan öteden beri rakip diye gördüğü Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nu itibarsızlaştırıp yıpratmak için Pelikancı Trolleri destekleyip kullanmıştır, ama onların bir operasyon yaparak AKP’yi ele geçirmelerine razı olmamıştır. O yüzden çizmeyi aşmalarına müsaade etmek istememiştir. Onların AKP’de bir toplumsal tabanı da yoktur.

 

Avrupa ülkelerindeki nükseden tarihi Türkiye karşıtlığının nedeni Erbakan’ın başlattığı Millî Görüş hareketinin Türkiye’yi nüfuzu altına alıp 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı İslam çizgisini izletmeye başlamasıdır. Bu nedenle, Batı’nın Türkiye karşıtlığının miladı 1974 Kıbrıs Barış Harekâtıdır demek en doğrusudur. Zira askeri ve ekonomik ambargoyu, sağ-sol anarşisini ve Ermeni soy kırım iddialarını Batı Dünyası o tarihten sonra başlattı. 12 Eylül 1980 Darbe planı da bu süreçte yapıldı. Darbenin ardından da ASALA, PKK terör örgütleri kurduruldu.

 

Erbakan’ın kurduğu millî derin devlet 12 Eylül Darbesini kontrol edip Türkiye’nin yönetimini ele geçirince İslam Konferansı üzerinden İslam Birliği yönünde adımlar attı. Bu, dünyadaki iki bloklu dünya düzeninin patronu Siyonizm’i önlem almaya sevk etti. Dünya Siyonizm’inin 20. Yüzyılın ilk yarısında art arda iki küresel savaş çıkartarak bitiminde Yalta Konferansıyla 1945’de kurduğu Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve onun çatısı altındaki iki kutuplu düzene bu tehdit karşısında revizyon yapıldı.

 

Türkiye’nin arkasına İslam ülkelerini alarak iki küresel blok arasında denge oyunlarıyla yer açma çabalarına yol vermemek için; detant (yumuşama) ilan edilerek soğuk savaş dönemi sona erdirildi ve SSCB kontrollü şekilde tasfiye edildi. Lakin tasfiye siyonizm açısından hiç başarılı olmadı. SSCB dağıtılarak bakiyesine kurulan Rusya Federasyonu Siyonizm’in etki alanından çıkarak giderek bağımsız politikalar izlemeye başladı. Özellikle Putin Rusya’nın yeniden ve fakat bağımsız bir küresel güç olmasını sağladı. Bu yüzden de Siyonizm’in hep hedefinde oldu. Şimdi Siyonizm’e karşı Türkiye ile ittifak halinde politikalar izlemektedir.

 

SSCB liderliğindeki Doğu Bloku ve Varşova Paktının dağıtılmasından sonra tek süper güç ABD liderliğinde ilan edilen Yeni Dünya Düzeni, Irak işgalinde Cihatçı İslami direnişe karşı yaşanan mağlubiyet sonucu bitti. Böylece tek süper güç ABD küresel güçlerden biri haline gerilerken Türkiye bölge lideri bir küresel güç konumu elde ederek bağımsız dış politikalar izlemeye başladı. Bu süreç devam ederken Küresel Siyonizm’in Türkiye’ye saldırılarınınsa ardı arkası kesilmedi. Türkiye halen de mahiyeti meçhul saldırıların hedefindedir.

 

İçeriden bir dizi Ergenekon darbe hazırlığı, FETÖ darbe girişimi ile yönetimi ele geçirmeye kalkışırken, diğer yandan PKK ve diğer sol terör örgütleriyle Türkiye’yi çökertmeye çalışan küresel güç Siyonizm; dışarıda da Şii kuşağıyla tecrit edip ablukaya alma çabası gösterdi.

 

Türkiye; içeriden yapılan tüm bu saldırıları, dışarıdan ablukaya alma girişimlerini başarıyla püskürtürken süreç olanca yoğunluğuyla devam etmektedir. Yeni senaryolara, komplolara başvurulması beklentileri karşısında da Türkiye her türlü önlemini almaktadır.

 

Batılı müttefiklerin 15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimini desteklemeleri, PKK/PYD terörüyle alenen işbirliği yapıp silahlandırmaları Türkiye’ye savaş ilanı gibi, ama göz kestiremiyorlar.

 

Türkiye, üstün teknolojiye dayalı savunma sanayini geliştiren, büyük-güçlü ordusu olan bir ülke olarak hızlı kalkınmasını sürdürmektedir. Bölge lideri küresel güç olma konumuyla da Osmanlı coğrafyasında yeniden etkili olmakta, dış müdahalelere karşı sesini yükseltmekte ve fiili bir İslam Birliği olgusuna öncülük etmektedir. Tabiatıyla bundan, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşında yenilip dağılmasıyla bölgeyi işgal ve istila eden, sömürgeleştiren Batılı ülkeler tedirginlik duyuyorlar, sömürü hortumlarının kesilmesine tahammül edemiyorlar.

 

Ancak; yalnızca Türkiye’nin ayakları üzerine doğrulup yeniden Selçuklu-Osmanlı politikası izlemesi Batılı ülkeleri korkutuyor değildir. Asıl korkusu, küresel ideolojilere kaynaklık eden Batının insanlığa sunacak yeni bir ideolojisinin olmayışına karşın Türkiye’nin Millî Görüş’le insanlığa Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen vaat etmesidir.

 

Komünizmin çökmesinden sonra kapitalizmin de küresel ekonomik kriz içinde kıvrandığını ve çıkış yolu bulamadığını gören insanlık; Batının yalnızca kendisi için demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkıp, başkalarına her türlü totaliter dikta, zulüm, baskı rejimini reva görmesindeki çifte standarda ve samimiyetsizliğe şahit olup derin acılarını yaşıyor.

 

Buna karşı Türkiye, güçlendikçe kurulu küresel düzenin işleyişindeki aksaklıkları dillendirip itirazlarını daha yüksek sesle ileri sürmektedir. Kurulu düzenin artık işlemediğini, dünyanın yaşadığı hiçbir sorunu çözemediğini, Birleşmiş Milletler Teşkilatının 5 daimi üyesinin kendi çıkarlarını kollamak dışında insanlığa adalet, barış, güvenlik sağlayamadıklarını defalarca, her platformda dile getirmiş bulunmaktadır. Bunu yapabilen başka hiçbir ülke de yoktur!

 

Aslında henüz müşahhas olarak söz konusu yapmasa da Türkiye’nin dillendirdikleri D-8’in deklare ettiği 6 temel ilkesinin uygulanmasını istemekten başka bir şey değildir. Bu ilkelere tüm insanlık artık hava, su, gıda kadar muhtaç hale gelmiş durumdadır. Bu 6 temel ilkenin uygulanacağı düzen Millî Görüş’ün Adil Düzenidir. Bu ilkeleri bir defa daha hatırlayalım:

 

1-          YERYÜZÜNDE SAVAŞ DEĞİL BARIŞ

2-          GERGİNLİK DEĞİL DİYALOG

3-          SÖMÜRÜ DEĞİL İŞBİRLİĞİ

4-          ÇİFTE STANDART DEĞİL ADALET

5-          KİBİR-TEKEBBÜR DEĞİL EŞİTLİK

6-          BİR ARADA HAKKA RİAYET EDEREK YAŞAMAK

Dünyadaki tüm görüş, düşünce sahipleri, kanaat önderleri bir araya gelse bu ilkelerden bir tanesini çıkaramazlar, bir tane de ilave edemezler. Bu ilkeleri vaat edebilen geçmişte veya günümüzde herhangi bir ideoloji, görüş ve düşünce akımı mevcut değildir. Ne demokrasisi ne laikliği ne hümanizmi bu temel ilkeleri vaat edemeyen, uygulayamayan Batı bitiştedir.

 

Türkiye bir yanda maddeten yükselip küresel güç konumuna gelirken diğer yandan manen insanlığın kurtuluşunun reçetesini barındıran İslam’ın yeniden temsilciliğine hazırlanmakta ve Yeni Bir Dünya, Adil Düzen için potansiyel oluşturmaktadır. Böylece geçtiğimiz yüzyılın başında Batıya kaptırdığı dünya liderliğini yeniden üstlenmeye hazırlanmaktadır.

 

Batı Dünyasının lideri konumundaki ABD artık Ulusalcı akımın pençesine düşmüş, liderliği fiilen terk etmiş, dünyayı kendi haline bırakmış durumdadır. Siyasi ve ekonomik üstünlüğü, demokrasiyi yeryüzüne hâkim kılma iddiası kalmayan, sıradan bir küresel güce dönüşmüş olan ABD iflah olmaz bir iç iktidar kavgasına da tutuşmuş bulunuyor. Afganistan’da, Irak’ta ve son olarak Suriye’de işlediği insanlık suçlarıyla dünyaya rezil olmuş bir ABD’nin liderliği artık hiçbir şekilde söz konusu değildir. Bunu zorla yapacak gücü de kalmamıştır.

 

Batının diğer bir siyasi ve ekonomik gücü olan Avrupa Birliği de eski sömürü hortumlarının çalışmaması sonucu girdabına düştüğü küresel ekonomik krizden çıkamamaktadır. Batıya ait sözde değerlerin de makyajı dökülmekte altındaki vahşi surat olanca canavarlığıyla net ortaya çıkmaktadır. Dünyayı yeterince sömüremedikleri için birbirlerini yemeye başladılar.

 

Türkiye’yi ne içeriden işbirlikçilerini kullanarak çökertebildiler, ne de işgal ve istilaya gözleri kesiyor. Tek yapabildikleri Türkiye’yi hedef yapıp karalamak, itibarsızlaştırmaktan ibarettir. Bunu şimdilik iç politikaya malzeme yapıyorlar. Ancak küresel çaplı bir karalama, yıpratma kampanyası başlatacaklarına dair belirtiler de ufukta gözükmeye başlamış bulunuyor.

 

ABD/Avrupa Birliği, Batılıların bir asır önce Osmanlı Devleti için dedikleri gibi hasta adamı yaşamaktadır. Buna karşılık Türkiye ise Osmanlı ve Selçuklu mirası üzerinde ayağa kalkıp doğrulmakta, yeniden başpehlivan gibi dünya sahnesine çıkmaktadır.

 

İşte bu Türkiye Erbakan’ın “Maddeten ve manen kalkınmış Yeniden Büyük Türkiye’si” olmayı, Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen kurarak insanlığa yeniden bir Asrısaadet/Altınçağ yaşatmayı hedefine koymuş olan Türkiye’dir. Bu Türkiye Hz. Peygamber (SAS)’in müjdesi olan Mehdiyet medeniyetinin temsilcisi Türkiye’dir. Kimse artık bu Türkiye’yi tutamaz.

 

“Takdir-i Huda kuvve-i bazu ile dönmez/Bir şema ki, Mevlâ yaka üflemekle sönmez.” buyuran Bediüzzaman Hazretlerinin işaret ettiği de işte bu Türkiye’dir. Bu Türkiye’yi kuran, iç ve dış mekanizmalarını oluşturan ise Erbakan’dır.

 

Turgut Özal liderliğindeki 2 dönem tek başına ANAP iktidarı da, Tayip Erdoğan liderliğinde 16 yıldır Türkiye’yi yöneten tek başına AKP iktidarı da Erbakan’ın Yahudi’nin projeleri içine yerleştirip onun gücü, imkânları, çabası ile hayata geçirdiği siyasi mühendislik projeleridir.

 

Erbakan’ın hayata veda ederken geride nasıl bir Türkiye/dünya bıraktığı zaman ilerledikçe daha net ortaya çıkmakta ve bütün vaat ettikleri bir bir gerçekleşmektedir. Şimdilik yüzeye çıkan aysbergin sadece ucudur.

 

Sayı: 979

Diğer MANŞET haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.