SON DAKİKA

İSRAİL ÇARESİZ          ZORBALIKLA NEREYE?          TÜRKİYE GÜÇLÜ VE HAKLI          VİTES DEĞİŞTİRDİ          Sayı 823          KANDİL IŞİD TEHDİDİNDE          SÜNNÎ İSE DESTEK YOK!          AKP LEVHASI ÇÖPE          DÜNYADA TEK BAŞINA          SAYI 819         

Bugün: 18.12.2017

ZORBALIKLA NEREYE?

ZORBALIKLA NEREYE?
Dünya tam bir sahipsizlik, başıboşluk, düzensizlik, kaos dönemi yaşıyor. Yapanın her yaptığını yanına kâr bırakmaya çalıştığı bir gücü yeten yetene, zorbalık, kuralsızlık süreci yaşanıyor. Bu, asla böyle devam etmeyecek süreçte hak, adalet, barış, özgürlük, demokrasi diyen ve gereğini yapan tek ülke Türkiye. Başta bölge ülkeleri, toplumları bütün dünya bunu görüyor.05.01.2016 22:29

İnsanlık küresel düzensizlik süreci yaşıyor;

ZORBALIKLA NEREYE?

 

Küresel örgütlerin hiçbirinin bir kıymetiharbiyesi yok. Ne Birleşmiş Milletler’in, ne NATO’nun, ne Avrupa Birliği’nin, ne İslam İşbirliği Teşkilatının, ne Şanghay Beşlisinin, ne Arap Birliğinin etkisi, ağırlığı, önemi kaldı. Özellikle Ortadoğu denilen İslam Coğrafyasında zulmü, zorbalığı, keyfiliği, tecavüzü, katliamı durdurabilecek, engelleyebilecek ne bir güç ne de irade var. Burnunu sokan sokana, içini karıştıran karıştırana…

 

Bu hengâmede bütün küresel güçler de kendi içinden ekonomik krizlere, siyasi istikrarsızlıklara ve gelecek endişesine duçar halde iç dengesizlikleriyle boğuşuyor. Küresel ekonomik krizi hala atlatamayan ABD artık tek süper güç filan değil, sıradan bir küresel güç. Avrupa Birliği dağılma sendromu yaşıyor. Dağılsa da dağılmasa da varlığı ile yokluğu bir. Rusya siyasi, ekonomik, her türlü istikrarsızlıkla boğuşuyor. Gürcistan’da, Ukrayna’da yaptığı işgalleri ve Kırım’ın ilhakını bir şekilde hazmedememişken Suriye’deki mevcut “meşru” yönetimin üzerinde tek etkili güç olarak varlığını sürdürüyor. NATO Rusya karşısında çaresizliğini sürdürüyor. Çin’in ise ABD tek süper güç olmaktan Irak işgalinde ıskat olunca süper güç olma atağı sonuçsuz kalmış durumda…

 

ABD ve müttefiklerinin Afganistan ve Irak işgalindeki yenilgileri sonucu başlayan Arap Baharını kontrolleri altına alma çabaları hiçbir sonuç vermiş değil, vereceği de yok. Bölgeden çekilmeye başlarken İslam Birliği’ni engellemek amacıyla Türkiye’nin önünü kesmek için İran’ı öne çıkarıp desteklemelerinin de verdiği bir olumlu sonuç, dertlerine deva olduğu yok.

 

Peki, bu gücü yeten yetene zorbalık, kuralsızlık, ilkesizlik süreci dünyayı nereye götürür? Terör ve şiddetin resmen devletler tarafından icra edildiği, işgallerde milyonlarca insanın acımasızca, sorumsuzca katledildiği, desteklenen dikta yönetimlerinin pervasızca katliamlar yapıp, kimyasal silah kullandığı, şehirlerin talan edilerek viranelere dönüştürüldüğü hiçbir çağda görülmemiş bu barbarlığın giderek yaygınlaştığı dünyamızı nasıl bir gelecek, ya da son bekliyor?

 

Bu sorunun cevabını vermeden önce dünyanın son 25 yılda bu duruma nasıl geldiğini üzerinde mütalaa yaparak görmek lazım. Bu duruma nasıl geldiği bilinmezse nereye varacağı bilinemez.

 

SSCB’nin çöküp dağıldığı 1990’lı yılların başına kadar dünyada Birleşmiş Milletler çatısı altında tıkır tıkır işleyen bir iki kutuplu dünya düzeni vardı. Dünyanın yarısı komünizm ve türevleri, öbür yarısı kapitalizm ve türevleri ile yönetiliyordu. İki kutup arasında kontrollü şekilde işleyen soğuk savaş süreci herkesin ve kesimin gazını alıyordu. Egemenler için dünya güllük gülistanlıktı.

 

Bu küresel sistemi, artarda iki dünya savaşı çıkartıp 4 büyük imparatorluğu yıkarak 1945 Yalta Konferansında Siyonistler kurmuş, yönetiyordu. Her şey, Sultan II. Abdülhamit’in Filistin’e İsrail Devleti kurmak isteyen Siyonistlerin toprak talebini reddetmesiyle başladı…

 

1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde toplanan Siyonist Kongresinde şu kararlar alındı: Sultan II. Abdülhamit tahttan indirilecek, Osmanlı İmparatorluğu dağıtılacak, Filistin kurtarılacak, ilk 50 yılda İsrail Devleti kurulacak, ikinci 50 yılda ise Arzımevud üzerinde büyük İsrail kurulacak.

 

1897’de ilk 50 yıl için alınan kararlar hiç eksiksiz gerçekleştirildi. İkinci Dünya Savaşının bitimini müteakip 1945’teki Yalta Konferansında; her iki dünya savaşının galibi İngiltere’yi kenara iterek ABD ve SSCB liderliğinde Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında iki kutuplu dünya düzenini kuran Siyonistler 3 yıl sonra 1948’de Filistin’de İsrail devletinin kuruluşunu ilan ettiler.

 

Lakin ikinci 50 yılda Arzımevud üzerinde Büyük İsrail’i kurmayı başaramadılar. Siyonist Kongre 1897’de toplanmıştı, ikinci 50 yılı(100. yıl) 1997’ye denk geliyordu. Bu tarihte Türkiye’yi Refah-Yol Koalisyonu ile 54. Hükümeti kuran Başbakan Erbakan yönetiyordu. Büyük İsrail’in kuruluşu için bölgeye konuşlandırılmış bulunan Çekiç Güç Başbakan Erbakan tarafından geri gönderildi!

 

Peki, çok zayıf bir koalisyon hükümetinin Başbakanı Erbakan küresel güç tarafından gönderilip bölgeye konuşlandırılan Çekiç Güç’ü nasıl ve hangi güçle yerinden söküp geri gönderdi?

 

Hani, bir çivi nal düşürür, bir nal at düşürür, bir at meydan muharebesini kaybettirir, bir meydan muharebesi kaybederek bir devlet yıkılır şeklindeki o ünlü tekerleme var ya; Siyonistlerin kurup yönettiği iki kutuplu dünya düzeni de aynen öyle yıkıldı.

 

Erbakan 1973 Genel Seçiminde TBMM’ye soktuğu Millî Selamet Partisi Grubuyla önce CHP ile ardından Adalet Partisi ile koalisyon hükümetleri kurarak batı güdümlü demokrasiyi işletilemez, yürütülemez hale getirdi. Dönemin “tanrı köşe yazarları” Erbakan’ın demokrasi trenini rayından çıkardığını bir askeri müdahale olmadan yeniden rayına oturtulamayacağını yazıp çiziyorlardı.

 

Bu görüşün kabul görmesi; ABD’de 12 Eylül 1980 askeri darbesi planlanarak sermaye, medya, siyasi partiler, sendikalar ve bürokrasi desteğiyle Türkiye’de hayata geçirilmesiyle sonuçlandı.

 

Lakin Erbakan tekin biri değildi. Daha önce ABD’de planlanan 12 Mart 1971 Muhtırasında yine Erbakan hedef yapılmış, ilk Partisi Millî Nizam kapatılmış ve İsviçre’ye gitmek zorunda kalmıştı. CHP’li Nihat Erim’e kurdurulan hükümete -Kemal Derviş gibi- ABD’den iki başbakan yardımcısı da atanmıştı. Erbakan ordu bünyesinde kurduğu gizli örgütle bu süreci kontrolüne geçirmişti.

 

Başbakan Ecevit’in Kontrgerilla diye nitelediği kiminin ise NATO’ya mal ederek Gladyo olarak tanımladığı ordu içerisindeki o derin yapılanma; 12 Mart Muhtırası sürecini kontrolüne geçirdiği gibi 12 Eylül askeri darbe sürecini de kontrolüne geçirdi. Böylece 12 Eylül 1980 sonrasına artık Türkiye’de Erbakan yön verdi.

 

Bediüzzaman MEHDİ olayını anlatmadan önce şöyle bir misal verir: Eğer bir terazinin iki kefesi birer dağ konularak dengelenecek olursa bir batman kuvvet o iki dağla oynayıp yukarı çıkarma, aşağı indirme kabiliyeti gösterebilir.

 

Erbakan aynen öyle yaptı. MSP grubuyla önce CHP, sonra AP ile koalisyon kurarak rejimin her iki köklü partisini de stabilize etti, Yahudi güdümündeki Türkiye demokrasisini işletilemez halde yüzüstü bıraktı. 12 Eylül 1980 sonrası ise derinden yönettiği Türkiye’yi iki bloklu dünya dengesi üzerinde oynayarak etkili, tehlikeli konuma getirerek Siyonizm’i tek kutuplu Yeni Dünya Düzeni kurmak zorunda bıraktı. Çünkü İslam Konferansı Örgütüne işlerlik kazandırarak iki blok arasını açabilecek gelişmelere yol açabileceği ve kurulu hassas dengeleri bozabileceği düşünüldü.

 

Zaten Türkiye, SSCB’nin Afganistan’ı işgali sırasında Pakistan üzerinden Mücahit Gruplara her türlü desteği, yardımı yapıyordu. SSCB Afganistan’da 10 yıl süren savaşta yenilerek çekilmeye mecbur kalınca, Siyonizm iki blok arasında detant (yumuşama) ilan ederek kontrollü bir şekilde Varşova Paktını dağıttı. Lakin NATO’yu dağıtmadı, aksine yeni üyeler katarak büyüttü.

 

İngiliz Başbakan Margaret Thatcher,“Komünizm çöktü, NATO’ya yeni düşman lazım, o da var: İslam!” diyerek tek süper güç ABD liderliğinde ilan edilen Yeni Dünya Düzeni’nin asıl mahiyetini ve hedefini dile getiriyordu.

 

Tek süper güç ABD liderliğinde Yeni Dünya Düzeni ilan edilince, Birleşmiş Milletler Teşkilatının da bir anlamı kalmıyor fiilen lağvediliyordu. Nitekim Büyük Ortadoğu Projesi ambalajı içerisinde Büyük İsrail’i hayata geçirmek üzere ABD Başkanı Bush Haçlı Savaşı başlatarak 22 Müslüman ülkenin haritasının değiştirileceğini açıklayıp Afganistan ve Irak işgallerini başlatırken, Birleşmiş Milletler Teşkilatını yok sayarak baypas etti!

 

Başkan Bush’un, ya bizimlesiniz ya düşmanımız dayatması ile başlattığı tek süper güç ABD ve müttefiklerinin Afganistan ve Irak işgaline dünyada hiçbir ülke ses çıkartmayarak temenna çekti ama Türkiye 1 Mart Tezkeresini Meclis’ten geri çevirerek ben yanında değilim diyebildi!

 

Türkiye istenen desteği vermeyince Yeni Dünya Düzeni lideri tek süper güç ABD ve müttefikleri Irak’ta başarısız kaldılar, yenilgiye uğrayıp nihayetinde çekildiler. Ardından da Afganistan işgali başarısız kaldı ve oradan da çekilmeye başladılar.

 

Afganistan’ın işgali SSCB’nin dağıtılarak iki kutuplu dünya düzeninin son bulmasına yol açmış; Irak’ın işgali de yerine ikame edilmek istenen Yeni Dünya Düzenini kurulmadan sonlandırmıştı!

 

Artık ne tek süper güç ABD’den, ne Yeni Dünya Düzeninden, ne Büyük Ortadoğu Projesinden, ne de Büyük İsrail’den söz eden var! Bugün Dünyanın konuştuğu İsrail ABD Başkanı Obama’yı şahit tutup Başbakan Netanyahu’nun Türkiye’nin o günkü Başbakanı Erdoğan’a telefon ederek özür dilediği bir İsrail’dir. Ki, bu özür halen bir işe yaramış da değil!

 

Evet; Dünya Siyonizm’i gücünün zirvesinde iken, Erbakan’ın 1969’da tek başına başlattığı Millî Görüş hareketi karşısında sürekli güç ve zemin kaybederek bugünkü hale düşmüş bulunuyor!

 

Yalta Konferansında kurduğu iki kutuplu dünya düzeni dağıldıktan sonra ilan ettiği tek merkezli Yeni Dünya Düzeni de tutmayan Siyonizm; dünya beşten büyüktür diyerek Birleşmiş Milletler Teşkilatını her gün topa tutan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında şaşkın ve çaresiz!

 

Arap Baharının başlamasıyla Birinci Dünya Savaşı sonunda cetvelle çizdiği yapay ülke sınırları bir bir silinirken Suriye’deki eli kanlı diktatörü hala ayakta tutabildiği için teselli bulan Siyonizm’e Yeniden Büyük Türkiye’nin yükselişi ecel terleri döktürmektedir.

 

Siyonizm artarda iki dünya savaşı çıkartıp insanlığa tarihinin en büyük vahşetini yaşatarak inşa ettiği çift kutuplu dünya düzeninden oldu. İkame etmek istediği tek merkezli Yeni Dünya Düzeni ise hüsranla bitti. İslam Coğrafyasının ortasına paslı bir hançer gibi sapladığı terör devleti İsrail ise BOP adına başlatılan işgallerin, kanlı iç savaşların, terör örgütlerinin ortasında nefes almak için çabalıyor.

 

Siyonizm artık ABD’ye, Rusya’ya, Çin’e, Avrupa Birliği’ne söz geçiremiyor, herkes kendi başına buyruk. Türkiye ise Selçuklu-Osmanlı’nın 1000 yıllık İslam Medeniyeti mirası üzerinde Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen kurma yolunda büyük istikbal vaat ediyor.

 

Dünya tam bir sahipsizlik, başıboşluk, düzensizlik, kaos dönemi yaşıyor. Yapanın her yaptığını yanına kâr bırakmaya çalıştığı bir gücü yeten yetene, zorbalık, kuralsızlık süreci yaşanıyor. Bu, asla böyle devam etmeyecek süreçte hak, adalet, barış, özgürlük, demokrasi diyen ve gereğini yapan tek ülke Türkiye. Başta bölge ülkeleri, toplumları bütün dünya bunu görüyor.

 

Türkiye sadece haklı konumda olmakla kalmıyor, gücünü de sürekli arttırıyor. Savunma sanayii ve ileri teknolojisi ile ön alma yolunda büyük mesafeler kaydediyor. Türkiye’nin engellenmesine Şii İran desteklenerek çalışılıyor ama hiçbir sonuç alınamıyor.

 

İnsanlığa yalnızca Türkiye’nin getirebileceği Adil Düzen, D-8’le dünyaya deklare edilen ilkelerle ancak mümkündür. İslam’ın evrensel nizamı 1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı düzeninin çağdaş bir bakış açısıyla yeniden tanzimi ile mümkündür. Selçuklu ve Osmanlı yeryüzünde hak ve adaleti tesis etmeyi gaye edinen bir İslam Medeniyetiydi.

 

Materyalist ideolojiler iflas etti, insanlığa zulüm ve vahşetten başka şey getirmedi. Hıristiyanlığı, Yahudiliği yapılan tahrifat hak din olmaktan çıkardı. İnsanlığın tek şansı tek Hak Din İslam’dır.

 

Sayı: 896

Diğer MANŞET haberleri

  • PAYLAŞ

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.